20 Mayıs 2011 Cuma

as magazin- as Röportaj / ERSİN FAİKZADE




Adına birçok ülkede funclublar açılan, dünyanın birçok ülkesinde insanlık projelerinde yer almış ve hayatını hasta ve engellilere adamış bir isim… Birleşmiş Milletler’in seçtiği Türkiye’nin iyi niyet elçisi olan dünyaca ünlü sanatçımız Ersin Faikzade ve keyifli sohbeti…

Öncelikle merhabalar Ersin Bey,

Kendinizden kelimelerin kifayetsiz kalacağı uzun bir hikâye diye bahsediyorsunuz. Bize biraz kendinizi anlatır mısınız?

Öncelikle çok teşekkür ediyorum bu güzel sayfaları bana ayırdığınız için,kimdir Ersin Faikzade diye sorulduğunda akıllara gelen şey sanıyorum ki bir sevgi adamı, bir iyi niyet elçisi yada bir ses sanatçısı… Tabiî ki gönül ister ki kimdir Ersin Faikzade diye sorulduğunda, üçüncü bir kişinin yada dünyanın herhangi bir yerinde bir projede yer alarak yardımcı olabildiği bir kişiden onu dinlemek. Düşünün farklı ırklar farklı diller, kültürler ama aralarında bir küçük çocuk, o da Ersin idi. Hayatın verdiği bir rol benimkisi. O rol ise sevgi ,koşulsuz sevgiyi insanlara dağıtmak. Birileri sizi bekliyor dünyanın herhangi bir yerinde ,ona gitmek gerekli… Bu ben olurum yada başkası, ama birilerinin farkındalığı yaratması gerekli.

Çok küçük yaşlarda toplumsal konularla ilgilenmeye başlamışsınız. Sizi bu yaşlarda bu kadar sorumluluk duygusuna sahip kılan ne oldu?

Henüz küçücük bir çocuk iken güzelliği ve hanımefendiliği ile göz önünde olan anneciğim multip skleroz hastalığına yakalandı ve bu hastalık çok çabuk ilerleyerek onu yatağa mahkum etti. Küçük bir çocuk ne isterdi ki; anneciği dışında, yanında o olsun dünya ne olursa olsun…. Onun mahsun bakan gözleri benim yanı başımda dur der gibi halleri o yaşlarda birşeyler yapmam gerektiği fikrini bana verdi. O manalı bakan gözler bana bir yol açtı. Açılan yol evrenseldi.

Dünyanın pek çok ülkesinde engellilere, hastalara ve yaşlılara yönelik yardım çalışmaları yaptınız ve ödüller aldınız. Bunlardan biraz bahseder misiniz?

Kendime artık bir söz vermiştim ben, bu söz de insanlara yardımcı olmaktı, herkesten farklı olacaktım. Daha ben o yıllarda iken kendimi belli etmişim ki, ilkokul sıralarından üniversiteye kadar ögretmenlerimin hep gözde ismi olarak kalmışımdır. Öğretmenlerim bu çocuk farklı diye söylenir durur, beni hep yaşıtlarım gibi olmaya teşvik ederlerdi. Mesela herkes futbol oynamaya giderken ben bir yaşlı teyze yada dilencinin sorunlarını dinlemeye giderdim, sonra kampanya dediğim kutular yapar yardımlar toplamaya çalışırdım. Anneciğimin ms derneği ile tanışması ile ben de artık dernekçi bir çocuk olmustum, görevlerim vardı artık,daha etkin calışıyordum. Planlı ve birçok şey öğrendim sosyal projeler hakkında,derken bu diğer derneklere geçmemi sağladı. Henüz 17 yasındayken Türkiye’de birçok derneğin onursal üyesiydim düşünebiliyor musunuz? Ve çocukluk dönemime damgasını vurmuş bir isim de, Prenses Diana olmustu ve onun bana getirdikleri…Ufkumu adeta açmıştı Diana ,onun her yaptığını takip eder olmuştum. Şimdi geriye bakıldığında dev arşivlerimde İngilizleri kıskandıracak kadar çok materyal ile doluyum.(uluslar arası basın,kitaplar,video kasetler,dergiler,esyalar) Derneklerin çocuğu olan Ersin, artık plaketler ile ödüllendiriliyordu tabiî ki. İngiltere’deki insanlık çalışmalarım “Gal nişanı” ile ödüllendirildi.



Yardımlarınız sadece konserler vererek gerçekleşmediğini biliyoruz. Müzik dışında ne tarz destekler veriyorsunuz?

Hayır ben sadece konserler ile değil,tüm ruhum ve bedenim ile engelli dostlarımın yanında oluyorum, tüm acılarımızı sevinçlerimizi paylaştığımız büyük bir aileyiz biz. Bu sadece Türkiye’ de değil dünyanın pek çok yerinde artık böyle. Verdiğim koşulsuz sevgi, geriye büyük bir sel olarak döndü bana. İngiltere’nin Galler Bölgesi’nde Aberystwyth şehrinde (orta Gallerin kültür kenti) 13 ay zihinsel engelliler, down sendromu, spastik özürlülerin yer aldığı bir şatoda gönüllü olarak yaşadım. Onların yaşamlarına ortak olmaya calıştım. Ne yaptım onlar için? Gündelik hayatlarını ben organize ettim ,devletin bu yönde büyük bir harcaması var bu kurumlara, kurslar verdim mesela bilgisayar kullanma,resim ve müzik kursları gibi. Haftanın 6 günü onlarla birlikte birçok organizasyonda hep beraber olduk. Kurum devlet kurumu ve rüya gibi bir merkezdi. Orada geçirdiğim aylar hayatımın en büyük tecrübesi ve unutulmaz anlarıydı. Bu 13 ay İngilizler tarafından kısa bir belgesel olarak dvd ye çekilmisti ve şehir halkına dagıtıldı, daha sonra da internet üzerinden tüm dünyaya yayıldı. Ve devam eden yıllarda benim tüm dünyada projeler yapmama ve yayılmama basamak oldu. 2009 eylül ayında Amerika’da dünya “iyi niyet elçisi”, 2011 mart ayında Pakistan’da “insan hakları elçisi” ünvanlarına layık görüldüm. İtalya’da ise “yüksek ses” lakabı takıldı….Artık üniversitelerde hayatımı konu alan yada engellilik, dünya barışı konulu konferans ve panellere davet ediliyorum.


Peki, müzik kariyeriniz nasıl başladı? Müziğin hayatınızdaki yeri ve yaptığınız müzikle ilgili neler söylemek istersiniz?



Müzik, ben daha küçük bir çocukken bende kendini fazlasıyla hissettiren yegane unsur oldu. Yaprak hışırtıları yada yağmurun sesini saatlerce dinler onlara eşlik eder şarkılar söylerdim. Dağlarda, tepelerde yankı olabilecek heryerde çılgınlar gibi şarkılar söylerdim. Sonra derneklerde duyulmaya başlayınca bir büyüğüm tarafından hemen eğitim almam için teşvik edildi. Önce sanat müziği eğitimlerim başladı ve çok değerli hocalara gittim. Bunlardan en özeli sanırım hep rahmetli Avni Anıl olacaktır. Onun eserlerini hep çok sevdim. Ama rahmetli Avni Bey bana sesimin çok güçlü olduğunu ve sen dünya müziği yapmalısın diye hep telkinlerde bulundu. İnsan kendinde olunca pek fark etmiyor sanırım. Daha sonraları ergenlik çağı sonrası sesim daha da güclendi. Ve şan egitimlerim başladı , İzmir’de artık korolar bensiz konser vermez olmuştu. Genç delikanlısın ama assolist çıkıyorsun. Önce seyirciler şaşırıyor, dinlemeye başlayınca alkış ve ıslıkların uğultusundan ben dahi ürküyordum.

Yani sanat müziği ile başlayan serüven İngiltere’de dünya müziğine adım atmamla benim yardım faaliyetlerim gibi evrensel bir kimlik aldı. Çünkü İngiltere’deki etnik çeşitlilik benim aç olan müzik zihnim daha çok farklı dil ve şarkı ögrenmelisin fikri ile doluyordu. Her duyduğum melodiyi kayıt eder hale geldim, düşünün repertuarımda ve arşivlerimde binlerce eser var şuanda. Operadan,Latin şarkılarına,Fransız romantizminden, Yunan neşeli şarkılarına ve Türk müziğimizin büyüleyici eserlerine kadar birçok eser… Ve insanların bunları dinlemesi için devamlı internette paylaşıyorum. Mesela bir radyo kurdum. 5 farklı dilde yayın yapıyor ve tüm dünyada internet üzerinden dinleniyor. (www.radiofaikzade.com) Bu sayede Fransa , İtalya, Kanada, Latin Amerika’da birçok radyoda sitelerde hayat hikayem ile birlikte çalınan şarkıları duyabiliyorsunuz ve bunlara fan clublar da eklenince fotoğraflarım uluslararası isimler ile yan yana konulmaya başladı. Birçok ülkeden röportaj yaptığım dergiler oluyor artık.

Dünya çapında tanınan ünlü bir tenor olmanıza rağmen Türkiye’de fazla öne çıkmıyorsunuz. Bunun nedeni sizce nedir?

İnternet sitem yada sosyal paylaşım siteleri Facebook’tan özellikle binlerce mesaj alıyorum. Neden sizi Türkiye’de daha fazla göremiyoruz? Lütfen, sizi izlemek, dinlemek istiyoruz diye. Bazı şehirlerde verdiğim konserlere fan sayfamdaki sevenlerim nerede olursa olsun katılıyorlar ,bu yorgunluğa üzülsem de, beni takip etmeleri hoşuma gidiyor. İnsanlar beni dinlerken şunu söylüyorlar, sen ruhunla şarkı söylüyorsun, bu hangi dilde olursa olsun, inanın ben bunu bir İspanya konserinde İspanyol’dan da bir Amerikalı’dan da duydum. Demekki karşıya bunu verebiliyorum ,Türkiye’de yavaş yavaş artacakdır konserler ve daha sonra albümlerimiz. Kimseyi kayıtsız kalmakla suçlayamam ,çünkü hakkımda çok fazla tam sayfa haber görüyorum ben gazetelerde, bunlar çoğaldıkça insanlar bana kucak açacaktır eminim,benim öncelikli amacım çünkü insanlığa hizmetti ,bu insanlık projeleri ömrümün sonuna kadar devam edecektir. Gücümün yettiği yere kadar ve konserlerimde tabiî ki. Bestelerim dahi insanlığı ve evrenselliği anlatıyor. Ruhum o kadar insan sevgisi ile dolu ki. Bu arada yazdığım yazılar ve kısa belgesellerimde dünyada çok sevildi. Özellikle eski İran kraliçesi Prenses Süreyya ve İmparatoriçe Farah Pehlevi hakkında yayınladıklarım çok ilgi gördü. Bu ilgi İmparatoriçe Farah Pehlevi ile arkadaş olamamı sağladı. Newyork’ta yaşayan İmparatoriçe’nin hanımefendiği hayranlık uyandırıcı.

Farklı dillerde birçok eser seslendiriyorsunuz. Seslendirdiğiniz Türkçe eserlerde yabancıların tepkileri nasıl oluyor? Bugüne kadar gerçekleştirdiğiniz konserlerde başınıza gelen ilginç olayları anlatır mısınız?



Evet değişik dillerde özellikle Akdeniz dillerinde şarkılarım cok seviliyor.(İtalyan,İspanyol Fransız) İnternette birçok site yada radyoda bunlar dinleniyor. Türkçe eserler seslendirirken ilk düşündügüm dinleyenlerimin tepkileri acaba ne olacaktı şeklindeydi ama şan tekniği ile seslendirdiğimde batı formalarında algılıyorlar ve kulaklarına çok hoş geldiklerini takdirlerinde anlıyorum.

İtalyada konser veriyorum,bir dizi konserlerdi bunlar. Proje için gittiğim Sicilya Adası bana konser mekanı olacaktı daha sonra. İtalyanca eserlerden sonra benimle adeta özdeşleşen ‘Çile Bülbülüm Çile’ şarkısını okuyunca ilk önce şaşkınlık ifadesi gördüm insanlarda ve daha sonra hep bir ağızdan ‘Allah’ demeleri beni mutluluk sarhoşu yapmıştı. Zaten bundan sonra da heryerde okumadan geçmediğim en çok icra ettiğim şarkı oldu. Bu yüzdende ‘İtalyanlara Allah dedirten tenor’ olarak anılır oldum basında.


Nisan ayında yapılacak olan Prens Wiiliams ve Kate Middleton’un düğününe davet edildiniz. Bu davetle ilgili neler söylemek istersiniz. Davet nasıl gerçekleşti ve daveti aldığınızdaki duygularınız nasıldı?

Aslında bu daveti beklemiştim nedeni ise şu dünya üzerinde milyonlarca Prenses Diana hayranı var. Hala onu yaşatıyorlar ama sanırım benim kadar onun dünyaya verdiği sevgi ve sıcaklığı sunan çok fazla insan yok. İngilizler dahi bu sevgiye şaşırıp bana saygı gösteriyorlardı, düşünün her 31 Ağustos tarihinde anma törenleri yapılır ve ben orada olmasam dahi benim resimlerim Kensington Sarayı’nın önündeki panolar ve Northamtonshire Kasabası’nda Diana’ nın doğduğu Althorp Malikanesi’ne asılır yıllardır. Prenses Diana sevenlerinin sevgilisi oldum adeta dünyada ve tanıştığım çok değerli insanlar oldu bu sayede ,Leydi Bety Taylor ile çok güzel bir dostluğumuz var artık ve onun davetlisi olarak da davet edilmek benim için oldukça onur verici. 2007 yılında Londra’nın ve dünyanın en büyük stadyumu olan Wembley Stadyumu’nda dünyanın en büyük sanatçılarının katıldığı 8 saat süren bir rekor konser organizasyonunda Prens William,Harry ve arkadaşları ile aynı platformdaydım. Birçok dergide bu fotoğraflar defalarca basılmıştır hayat öyküm ile birlikte. İtalya’da dünyanın stil ikonu erkekleri arasında resimlerim yer alıyor.İnternette bunlara ulaşmak çok kolay. Özellikle Sicilya Sokakları’nda çekilmiş fotografım başı çekiyor.





İleriye yönelik başka ne gibi projeleriniz var?

Türkiye’de yapmak istediğim çok şeyler var, mesela bestelerimin de yer alacağı ve dünyanın sevilen şarkılarından oluşan bir albüm ve her albüm ayrı bir heyecan ve tarzda olsun istiyorum. ‘Sizi dinlemek istiyoruz’ diyen sevenlerimin beni takip etmesi yerine benim onlara gitmem ancak albüm ve konser turneleri ile olabilir. Özellikle Başkentimiz Ankara’da bir organizasyon yapmayı çok istiyorum. Düşünsenize medeniyetler kardeşliği konserleri,farklı dillerde en sevilen şarkılar…

Peki, Türkiye’de engelli vatandaşlar için yapılan yardımlar ne düzeyde? Sizce yapılan yardımlar yeterli mi?

Tabiî ki Türkiye’de bu konuda birilerinin başı çekmesi gerekiyor. Çünkü azımsanmayacak kadar çok büyük bir nüfus var ülkemizde, aksi takdirde gündelik hayatın getirdikleri ve yorucu yaşam koşullarında ikinci planda kaldıkları kesin . Bana gelen tebrik mektup ve maillerinde en çok beni mutlu eden genç arkadaşlarımın ,yaşıtlarımın sizi örnek alıyoruz, sizin sayenizde bir huzur evine gittik ,bir engelli projesinde yer alıyoruz demeleri ve bana bunu anlatmaları. Bu sadece Türkiye’de değil dünyanın pek çok yerinden bu tarz mesajlar alınca, evet Ersin Faikzade diyorum kendime, sen bunu başardın…Daha büyük kitlelere ulaşmak en büyük hayalim…

Son olarak as okuyucularına neler söylemek istersiniz?

İnsanı insan yapan dünyanın neresine giderseniz gidin kesinlikle dürüstlük,içtenlik ve farkındalık. Bunları yeteri kadar taşıdıgınız sürece insanların saygı ve sevgisini kazanıyorsunuz. İlle de hayatınızı vakfetmeniz gerekmiyor, bunun için karşınıza çıkan bir yaşlı büyüğümüze yada engelli bir dostumuza gülümseyin, ailenize daha sıkı sarılın hayattaki en büyük hakiki sevgiyi onlarda görüceksiniz. Zira hayat çok kısa ve yaşayacaksınız hayatınızdaki pozitif değisimleri…. Sevgi ve en güzel aşk melodileri ile harmanlayın kendinizi. Hayal edin bu dünya bizim ve paylaşın sevgilerinizi, ben hayal ettim ve oldu.

Sevgilerimle

Röportaj: Ali DELLAL

20 Mart 2011 Pazar

hürriyet gazetesi-Türkiye’de tanınmayan dünyaca ünlü İzmirli sanatçı




Ersin Faikzade, genç yaşında dünyanın birçok ülkesinde insanlık projelerinde çalışmış, konserler vermiş İzmirli bir sanatçı. Annesinin o henüz çocukken yakalandığı MS hastalığı ile mücadelesine sanatıyla destek vermiş, sonraları bu desteği tüm hasta ve yardım dernekleri ile sürdürmüş. Dünyanın birçok kuruluşundan ödül ve teşekkür belgeleri alan Faikzade, amacının Türk müziğini tüm dünyaya tanıtmak ve Medeniyet Kardeşliği Projesi için konserler vermek olduğunu anlatıyor.



- İzmirlisiniz ama kökeniniz farklıymış. Aileniz nereli?
- Baba tarafım İran kökenli. 50’li yıllarda Menemen’e gelmişler. Anne tarafım ise Selanik göçmeni. Büyük topraklar alıp bağcılık işine başlamışlar.
- Annenizin rahatsızlığı hayatınızda çok yer etmiş. Nasıl ortaya çıktı?
- Annem çok güzel bir kadındı. Ben 5 yaşına geldiğimde görememeye başlamıştı. Meğer ‘Multiple Skleroz’ ağır seyredecekse önce gözleri kapatırmış. Annemin hastalığı içimde yara açtı, arkadaşlarımdan, çevremden koptum. Arkadaşlarımın çoğu yurt dışında. Annemin hastalığı olmasaydı belki ben de yurt dışında okuyacaktım, sanata atılmayacaktım. Annemin hastalığı beni sanatçı yaptı.

- Nasıl oldu bu?
- Zaten devamlı şarkı söylüyordum. Annem, MS Derneği’ne gidiyordu. Yanında olmak istediğimden, ben de gidiyordum. Acılarıyla, hastalıklarıyla mücadele eden insanları görerek olgunlaştım. Onlara yardım edeceğime söz verdim. Yaşım ilerleyince onlara şarkı söylemeye başladım. Bu da bir profesörün dikkatini çekti. ‘Senin sesinin çok değişik bir tınısı var, sanat müziğini de, yabancı şarkıları da kendi kalıplarında okuyorsun’ dedi.



Galler’de engellilere tasavvuf müziği dinletiyordum

- Peki Galler’de neler yaptınız?
- Önce Galler’in başkenti Cardiff’e gittim ve orada bir akıl hastanesinde kaldım. Çünkü projem bedensel ve zihinsel engellilerle çalışmaktı. Sonra Orta Galler’de Aberystwyth diye bir yere yolladılar beni. Sanki bir masal ülkesine düştüm sandım. Orada bir süre çalıştıktan sonra beni devlet gönüllüsü yaptılar.
- Nerede çalıştınız?
- Birçok görevim vardı. Engelliler için spor çalışmalarını organize ediyordum. Müzik eğitimi veriyordum ki onlara tasavvuf ve Mevlevi makamlarda müzikler dinleterek bir nevi müzik tedavisi uyguluyordum. Enstrümantal müzikler insanlara bir sakinlik veriyor.
- Ne eğitimi aldınız?
- Aberystwyth Üniversitesi Kültürler Arası İletişim Bölümü’ne girdim. Aynı zamanda Kraliyet Üniversitesi’nin şan hocalarından ek ders almaya başladım. Hatta hocam olan Aberystwyth Üniversitesi Müze Müdürü ile konserler veriyorduk. Böylelikle uluslararası müzik yapmaya başladım.


Prenses Diana çalışmalarım için Gal Nişanı verildi

- Yurt dışına gidişiniz nasıl oldu?
- MS Derneği’nde çok çalışınca bu diğer derneklere yansıdı. Çok sevdiğim bir aile dostumuz, ‘AB’de sana proje yaptıralım, Avrupa’da bir yer belirle’ dedi. Ben, ‘Sadece bir yere gitmek istiyorum, Galler’ dedim…

- Neden illa Galler’e gitmek istediniz??
- Prenses Diana’yı çok seviyordum. Oxfam Vakfı ve Diana Vakfı’nda çalıştım. Prenses Diana hakkında yazdığım yazılardan ve Diana Vakfı’na yaptığı hizmetlerden dolayı Gal Nişanı verildi. Prenses Diana’nın 2007 Temmuz ayında düzenlenen anma konserinde oğulları, kardeşi ile tanıştırıldım. 2011 baharında gerçekleşecek olan Prens William ile Kate Middleton’un düğün merasimine Lady Beth Taylor tarafından davet edildim.

MS’li bir annenin çocuğu olmayı anlatarak, hasta yakınlarına destek oldum

- Konserlerinizde hangi şarkıları söylüyorsunuz?
- Türk enstrümanlarıyla Batı şarkıları söylüyorum. Önce O Sole Mio, Ne Me Quitta Pas, Solenzara sevilen yabancı melodileri seslendiriyorum, 2. bölümde Türk sanat müziği ve alaturka sazlarımız çıkıyor. Galler basınında ‘müthiş ses’ başlıklı haberler çok çıktı. Kanada dergileri ya da Amerika’daki siteler beni yazıyor. Yurtdışında ünlü bir opera sanatçısı oldum ama ülkemizde tanınmıyorum.
- Sadece şarkı söylemiyor, konuşmalar da yapıyormuşsunuz değil mi?
- İlk önce konferanslar veriyor, mesela MS’li bir annenin çocuğu olmanın ne demek olduğunu, neler yaşadığımı anlatıyorum. Dünyadaki MS cemiyeti beni benimsedi. Birçok yere gönderdiler beni.
- Afrika’ya gidişiniz nasıl oldu?
- Bir afişte Nijerya’da köy yollarını açmak için gönüllü aradıklarını okudum. 20 günlük bir programa katıldım. Orada da konserler verdim, hatta konserime Nato generalleri geldi. Bu arada Globcal Yardım Kuruluşu’nda ‘İyi Niyet Elçisi’ oldum.



İtalya’da Çile Bülbülüm Çile’yi opera sandılar

- Nerelerde konser verdiniz bugüne kadar?
- Mısır, İngiltere, Galler, Fransa, İtalya, İspanya, Yunan Adaları, Sicilya, Amerika, İrlanda. Hatta İtalya’da ‘Çile Bülbülüm Çile’yi söylerken İtalyanlar ‘Allah’ dedi.
- Nasıl oldu bu?
- Geçen yıl ocak ayında Palermo Sicilya’da sanatsal bir festivalde Estonya, Fransa, Yunanistan, Monaco Prensliği ve Türkiye yer aldı. Herkes kendi kültürünü tanıtacaktı. Fransızca, İspanyolca ve İtalyanca şarkılardan sonra ‘Çile Bülbülüm Çile’yi söyledim. ‘Çilee’ diye bağırırken seyircilere ‘Allah’ dedirttim. ‘Çile Bülbülüm Çile’yi Türkçe opera sandılar.
- Bundan sonra neler yapmayı planlıyorsunuz?
- Albüm yapmayı düşünüyorum, Sicilya’da sanal bir albüm yaptım. 3 dil konuşuyorum ama etkin şarkı söylemede 6-7 dil kullanıyorum. Bir de Medeniyetler Kardeşliği Konserleri vermek gibi bir projem var.




Farah Diba ile Londra’da tanıştım, belgeselini yaptım

- Prenses Diba ve Süreyya ile de ilgili çalışmışsınız..
- Annemin hastalığından dolayı bana babaannem Şükran Faikzade baktı. Baba tarafım İran kökenli. Çok güzel Farsça konuşurdu, kibar bir Osmanlı hanımefendisiydi. Eski Hayat, Ses dergileri vardı babaannemde. Arşivcilik biraz ondan kaldı. Farah Diba Pehlevi adını ilk ondan duydum. Sonra aileyle ilgili yazı yazmaya başladım. Prenses Süreyya Esfandiary ve Farah Diba Pehlevi üzerine yazdığım yazılar popüler oldu. 2002’de Farah Diba’nın hayatını yazdığım yazı resmi sitesinde yayınlandı. Kendisi beni merak etmiş, 2003’te Londra’da bir araya geldik, tanıştık. Farah Diba Pehlevi’nin belgesellerini de yaptım.

Avni Anıl ‘Türk müziğini yeni bir teknikle opera gibi okuyorsun’ dedi

- Müzik eğitimi aldınız mı?
- Beni hemen Avni Anıl’a gönderdi, ders almaya başladım. Çok değerli hocalardan diksiyon, iyi konuşma eğitimi aldım ve korolarda yetişmeye başladım. Yılmaz Yüksel, Mehtap Dilmaç’dan da ders aldım. Küçük bir çocukken bile binlerce Avni Anıl, Saadettin Kaynak besteleri vardı arşivimde. Ama Avni Anıl bana ‘Opera okumanı istiyorum çünkü sanat müziğini de opera gibi okuyorsun, yeni bir teknik geliştiriyorsun. Çok tepki de alabilirsin, muhteşem şeyler de olabilir’ demişti.

15 Ocak 2011 Cumartesi

ZAMAN GAZETESI-Ersin Faikzade, İtalyanlara opera sahnesinde Allah dedirten tenor


Ersin Faikzade, İtalyanlara opera sahnesinde Allah dedirten tenor
28 yaşındaki Ersin Faikzade, ünlü bir tenor. Ama dünyada tanındığı kadar ülkemizde bilinmiyor. 'Çile Bülbülüm Çile, Gözlerin Doğuyor Gecelerime, Bir Demet Yasemen' gibi Türk müziği eserlerini opera şeklinde söylüyor.


İngiltere'nin Galler bölgesindeki Kraliyet Konser-vatuvarı'nı 2006'da bitiren Ersin Faikza-de'nin sürgün edilen İran Şahı Rıza Pehlevi'nin intihar eden iki çocuğuyla olan arkadaşlığından ve Prenses Diana Vakfı tarafından 2009'da iyi niyet elçisi seçilmesine kadar uzanan ilginç bir yaşam öyküsü var.



Annemin hastalığı beni sanatçı yaptı

1982'de İzmir'de doğdum. Annem Selanik göçmeni, babam Ethem Faikzade İran kökenli. 2004-2008 yılları arasında İngiltere'de yaşadım. İngiltere'de Coleg Ceredigion'da halkla ilişkiler, Galler Aberystwyth Üniversitesi'nde kültürler arası iletişim konularında eğitim aldım. Kraliyet Konservatuarı'nda şan eğitimi gördüm. 5 yaşındayken anneme MS teşhisi konuldu. Ben 10 yaşındayken yatağa mahkûm oldu, 25 yıldır yatıyor. O yıllardan beri hayatım derneklerde hastalara yardımla geçti. Hastanelerde moral geceleri olurdu, özellikle kanserli hastalar için. Yıllarca onlara şarkı söyledim. Böylece herkes beni bu tür organizasyonlara davet etmeye başladı. Daha 17-18 yaşında birçok derneğin onursal üyesiydim. Daha çok bedensel ve zihinsel engellilerle ilgileniyorum.


Avni Anıl'dan Türk sanat müziği dersi aldım

Ormanlık bir arazideydi evimiz. 7-8 yaşlarındayken dağ yoluna gider, çığlık atardım. Herkes garipserdi, bu çocuk neden çığlık atıyor diye. Amerikalı bir sanatçı, diyaframımın çok açıldığını söyledi sonra. Büyüklerin yönlendirmesiyle Avni Anıl'dan Türk sanat müziği dersi aldım. Avni Anıl, "Sen operacı olacaksın ya da Türkiye'de yeni akım başlatıp opera sesiyle Türk müziği eserlerini okuyacaksın." derdi.

Çalışmalarım İzmir Kent Konseyi'nden birinin dikkatini çekti. "AB senin gibi gençleri alıyor, okutuyor, yaptığın her şeyi onlara gönder." dedi. Konser kayıtlarımdan ve hastalarla yaptığım çalışmalardan oluşan bir CD hazırlayıp gönderdim. Bir ay sonra yanıt geldi. Avrupa'da gitmek istediğim tek yer Galler'di. Çünkü Prenses Diana'ya hayrandım. O da hastalarla yakından ilgilenirdi.


Galler'deki zihinsel ve bedensel engellilere özel müzik eğitimi veren Ersin Faikzade, geçen yıl 'İyi niyet elçisi' seçildi.

Zihinsel ve bedensel engellilere baktım

Önce Londra'ya gittim. Orada iki hafta, hastalıklarıyla mücadele eden insanların psikolojisini anlama eğitimi aldım. Sonra beni Galler'in başkenti Kardif Zihinsel Engelliler ve Akıl Hastanesi'ne gönderdiler. Üç hafta orada eğitim gördüm. Asıl Galler'in orta kenti Aberystwyth'e gidecektim. 12-13 ay zihinsel engellilere bakacaktım. Derken Aberystwyth'e gittim. Plast Lluest Day Service adlı kuruma yerleştirildim ve 50 yaş üstündeki zihinsel engellilerle çalışmaya başladım. Onlara müzik eğitimi verdim. Kendimi orada doğmuş gibi hissediyordum.




Türk enstrümanlarıyla Batı şarkıları söylüyorum

Benim stratejim şu: Türk enstrümanları çalıyor, Batı şarkıları okuyorum. Ya da Türk şarkıları okurken Batı enstrümanları çalıyor. Mesela çello koyduk Türk müziğine. İnsanlar böyle karıştırılmış bir şey duyunca hoşlarına gitti. Galler'in çok değerli müzik adamı Jez Denk'ten şan eğitimi aldım. Ülkemizdeki opera salonlarından beş misli büyük salonlarda konserler vermeye başladım ve İngilizler akın akın geliyorlardı. Orası Galler'in kültür başkenti. İnanılmaz kültürel çalışmalar var. Ülke ülke konserlere gitmeye başladım. Sicilya'ya, Fransa'ya gönderdiler beni. Hastalarla başladığımız proje, sınırlarını aştı. Konserlerde önce dünyanın sevilen melodilerini seslendiriyorum. O Sole Mio, Ne Me Quitta Pas, Solenzara, Historie de un amor gibi. İkinci bölümde Türk sanat müziği ve alaturka sazlarımız meydana çıkıyor. Galler basınında 'müthiş ses' başlıklı haberler çok çıktı. Kanada dergileri ya da Amerika'daki siteler beni yazıyor. Yurtdışında ünlü bir opera sanatçısı oldum ama ülkemizde tanınmıyorum.

'Çile Bülbülüm Çile'yi söylerken İtalyanlar 'Allah' dedi

Geçen yıl ocak ayında Palermo Sicilya'da sanatsal bir festival düzenlendi. Beş ülke katıldı. Estonya, Fransa, Yunanistan, Türkiye ve Monaco Prensliği. Herkes kendi kültürünü tanıtacaktı. Ben de konser verdim. Repertuarım üç dildi, Fransızca, İspanyolca ve İtalyanca ama ben mutlaka Türkçe eser okumalıydım. 'İnsanları nasıl etkilerim?' diye düşündüm. Romantik şarkı olmamalıydı. Opera aryası okusam, zaten kralı onlarda. 'Çile Bülbülüm Çile'yi söylemeye karar verdim. Orkestraya bir gün önce notaları dağıttım. 'Çok oryantalist, çalamayız' dediler. 'Çalabildiğiniz gibi çalın' dedim. Batı enstrümanlarıyla rock gibi çalmaya başladılar. Çok büyük bir anfi tiyatro, ortam kapkaranlık, ışıklar sadece beni aydınlatıyor ve dumanlar çıkıyor. Şarkının üçüncü kıtasına geldim. Orkestrayı durdurdum, 'çileeee' diye bağırıyorum. Kendime inanamıyorum. Sesimin sonu gelmiyor, gittikçe gidiyor. İçimden 'Allah'ım ne oluyor, ciğerlerim patlayacak mı?' diye düşünüyorum, dıştan çile diye bağırıyorum. O anda döndüm seyircilere ve 'Allah' dedirttim. Herkes şaşırdı. 'Çile Bülbülüm Çile'yi Türkçe opera sandılar.



Üniversitede ezan okudum Arapça opera sandılar

Galler'de Aberystwyth Üniversitesi'nde İslam tarihi dersi verilecek. Sınıfta Müslüman yok. Ben de Galce kursuna gidiyorum. 'Derse gelir misin, İslam'ı anlatır mısın?' dediler. Ezanı bir kez duymuşlar, 'O nedir?' diye sordular. İbadete çağrı olduğunu, günde 5 kez okunduğunu ve bu sesi bütün şehrin duyduğunu anlattım. Duymak istediler. Sınıfta ezan okumaya başladım. Gözümü kapatmışım, kendimden geçmişim, bitirdiğimde kapının önünde insanlar birikmiş, sanmışlar ki biri Arapça opera okuyor.

Prenses Diana'nın oğlu William'ın 2011'deki düğününe davet edildim

Birleşmiş Milletler Global Uluslararası Yardım Örgütü, geçen yıl beni İyi Niyet Elçisi seçti. İngiltere'de benden 'Prenses Diana'nın yolunda yürüyen genç' diye bahsediyorlar. Oxfam Vakfı ve Diana Vakfı'nda çalıştım. Prenses Diana hakkında yazdığım yazılardan ve Diana Vakfı'na yaptığı hizmetlerden dolayı Gal Nişanı verildi. Prenses Diana'nın 2007 Temmuz ayında düzenlenen anma konserinde oğulları Prens William ve Prens Harry ile tanıştırıldım. 2011 baharında gerçekleşecek olan Prens William ile Kate Middleton'un düğün merasimine Lady Beth Taylor tarafından davet edildim ve ona refakat edeceğim. Düğün töreni St. Paul Katedrali'nde (Prenses Diana da burada evlenmişti) yapılacak.



Farah Diba Pehlevi'yi ilk babaannemden duydum

Annemin hastalığından dolayı bana babaannem Şükran Faikzade baktı. Çok güzel Farsça konuşurdu, kibar bir Osmanlı hanımefendisiydi. Gramofonu sarar, Behiye Aksoy, Safiye Ayla, Zeki Müren dinlerdi. Asla 'Ben bunu dinlemek istemiyorum' deme şansım yoktu. Öyle bir saygı vardı evimizde. Ufacık bir çocukken binlerce Türk sanat müziği eseri hafızamda yer etmiştir. Diksiyon dersi bile aldım ondan. Gidicem, edicem, yapıyom, ediyom yok. Gidiyorum, yapacağım efendim... 'Küçük beyefendi' derdi bana. Hiç isimle ithaf edilmezdi. Böyle bir ailede büyüyünce kültürle donanıyorsun.


Kraliçe Farah ile 2003'te Londra'da tanıştık

Eski Hayat, Ses dergileri vardı babaannemde. Arşivcilik biraz ondan kaldı. Farah Diba Pehlevi adını ilk ondan duydum. 1979'da İran'da kraliyet rejimi yıkıldı. Kraliyet ailesi yurtdışına sürgün edildi. O dergilerde aileye dair çok yazı vardı. Babam İran kökenli olunca daha çok ilgimi çekmeye başladı. O kadar çok okudum ki; İran tarihiyle ilgili büyük bir arşivim var. Sonra aileyle ilgili yazı yazmaya başladım. Meğer dünyada onlar çok seviliyormuş. İnternette yazılar yayılınca, yurtdışındaki dergiler özel yazı istedi. Daha çok biyografi türünde yazılardı. Prenses Süreyya Esfandiary ve Farah Diba Pehlevi üzerine yazdığım yazılar popüler oldu. 1950-1960'lı yıllarda Türkiye'de o kadar sevilirmiş ki, 'Süreyya'yı tanıyor musun?' diye büyüklere sorunca herkes 'Aşkımızdı' der. Onlar geldiğinde caddeler milyonlarca insanlarla dolar, sokaklar kapatılırmış. O kadar seviliyor. 2002'de Farah Diba'nın hayatını yazdığım yazı resmi sitesinde yayınlandı. Beni merak etmiş, 2003'te Londra'da bir araya geldik, tanıştık.

Kızı Leyla intihar ettiğinde ağıt okudum

Farah Diba Pehlevi'nin belgesellerini de yaptım. Kendisinde olmayan 50'li, 60'lı yılların fotoğrafları vardı. Hayat ve Ses mecmualarına çok kapak olmuş. O kadar hayretle karşılandı ki bu çalışmalarım... Çünkü dünyada hayranları var. İran'daki, Kanada'daki kraliyet ailesi hayranları, toplandıklarında belgesellerimi yayınlıyor. Sonra oğlu ve kızıyla arkadaş olduk. Kızı Leyla 2001'de 30'undayken intihar etti. Oğlu da geçen hafta 44 yaşındayken intihar etti. Sebebini bilmiyorum açıkçası, ama aile, sürgünü kaldıramadıkları yönünde açıklama yapıyor. Facebook sayfamda bana binlerce taziye mesajı geldi. Kraliyet ailesindenmişim gibi beni o kadar çok benimsemişler. Oysa sadece yazı yazdım ve belgesellerini yaptım.



Oğlu Rıza Pehlevi ile en son geçen yıl görüştüm

Ali Rıza Pehlevi'nin ölüm haberi duyulduğunda Amerika'daki bazı siteler, oğluyla benim yan yana fotoğrafımı yayınlandı. Annesinin yakın arkadaşı olduğumu yazdılar. Farah Diba Pehlevi, ailemde kaybettiğim insanlar olduğunda dertleştiğim bir insandır. Babaannemin, amcalarımın vefatını ona yazmışımdır, o da beni teselli etmiştir. Leyla'ya öldüğünde ağıt okumuştum. Rıza Pehlevi ile en son geçen sene görüştüm. Baş sağlığı dilemek için aradım, annesi konuşacak durumda değildi.


SEVİNC OZARSLAN s.ozarslan@zaman.com.tr

27 Aralık 2010 Pazartesi

HABERTURK GAZETESI : 'IYI NIYET ELCISI'

27 ARALIK 2010 TARIHLI HABERTURK GAZETESI
IYI NIYET ELCISI 'ERSIN FAIKZADE' 'HAYATINI HASTA VE ENGELLILERE ADADI'
FOTOGRAFLARA TIKLAYARAK HABERI OKUYABILIRSINIZ.





27 Kasım 2010 Cumartesi

THE BEST OF FAIKZADE -ALBUM INDIR- DOWNLOUD FREE

THE BEST OF FAIKZADE
'DUNYA OYLE BIR ALEMKI' ALBUMU NU UCRETSIZ INDIRMEK ICIN ASAGIDAKI LINKI TIKLAYINIZ.
INTERNATIONAL ALBUM (FRENCH-SPANISH-ITALIAN-TURKISH-ENGLISH)


ERSIN FAIKZADE , TURK MUZIGINDEN ,DUNYANIN SECKIN ESERLERINE VE YEPYENI BESTELERI ILE BU ALBUMDE BIRLESTIRMIS,LATIN RUZGARINDAN FRANSA SAHILLERINE BIR YOLCULUK YAPICAGIZ ve SURPRIZ SIMIN BARI .SATTAR & ERSIN FAIKZADE DUETI DE AYRICA

'''Hear the sounds of traditional
classical Turkish music for which Ersin is best known for in keeping this musical heritage as well as some of his interpretations of French,spanish,italian and English songs. The subject of many of his songs is, for the most part, romantic ballads'''.
Canada Tribute.




THE BEST OF FAIKZADE ALBUM INDIR (DOWNLOUD ALBUM FREE)

21 Kasım 2010 Pazar

TURKLER NE YAZIKKI TAKMIYOR...


22-KASIM-2010 YENIGUN GAZETESI
Türkler takmıyor…

Birleşmiş Milletler’in seçtiği Türkiye’nin İyi Niyet Elçisi… MS hastalarına, down sendromlulara, tüm özürlülere, kanserlilere, cüzamlılara umut veren melek gibi bir genç… Dünyanın tanıdığı bir şarkıcı, besteci… Türk müziğini Avrupalılara tanıtmak için çabalayan bir sanatçı… Ama Türkiye yine vurdum duymazlığını gösteriyor, yüreği kırgın Ersin Faikzade tüm bu uğraşılarına rağmen ne yazık ki elinden tutacak kimseyi bulamıyor…



Ben, geçen hafta dünyada sadece seksen kişinin, rakamla da 80, bildiğimiz seksen kişinin taşıdığı unvanı olan bir Türk’le birlikte yan yana oturup yemek yedim. Siz, hiç Birleşmiş Milletlerin seçtiği bir “İyi Niyet Elçisi”yle (Goodwill Ambassador of UN) baş başa oturup sohbet ettiniz mi? İşte dünyadaki 80 “İyi Niyet Elçisi”nden biri olan ve Türkiye’yi temsil eden Ersin Faikzade ile beraberdim… Sevgi Yolu’ndaki Brownie restoranda buluşup oturduk, konuştuk da konuştuk… Bırakın bir yana Ersin Faikzade’nin Türkiye’nin Elçi’si olmasını o kadar değişik işleri var ki onunla muhabbet bitmek bilmez… Kısaca söyleyeyim, karvizitine bakıyorsunuz, ses sanatçısı ve yazar olarak iki özelliği var… Bunların yanında insanlığın iyiliği için kendinden verdiği pek çok şey zaten o minicik karta sığmazdı…

Mesela, Ersin Faikzade’nin üye olduğu kuruluşların listesine bir bakar mısınız? Türkiye’de “Buca Engelliler Derneği”, “Multiple Skleroz Derneği”, “Cüzzamla Savaş Derneği”, “Antalya Engel Tanımayanlar Derneği”, “Türk Eğitim Vakfı” ve “Anneler Derneği”ne üye. Uluslararası düzeyde ise “Avrupa Birliği Eski Gönüllüler”, “Princess of Wales DIANA”, “International Still’s Diease Foundation”, “The World Friendship Force” kuruluşlarına üye. Faikzade bu derneklere öyle sıradan bir üye değil, yüzde yüz faal olarak da çalışıyor. Taaa, Nijerya’ya gidip çocuklar için konserler veriyor, hem de beş para almadan…

Şimdi diyeceksiniz ki Ersin Bey niye kendini bu işlere gönüllü adamış acaba? Öyle bir nedeni var ki onu söylerken içinin acıdığı belli oluyor, çünkü annesi MS hastası. Yani, Multiple Skleroz… Bu, beyin ve omuriliğin (merkezi sinir sisteminin) bir hastalığıymış. Hasta yakınlarını zora sokan ise MS’in beynin görme, konuşma, yürüme gibi fonksiyonlar üzerindeki kontrol kabiliyetini bozmasıymış. Bu manzara da gösteriyor ki Ersin Bey annesinden dolayı acı çekiyor ve bu acısını dünyadaki MS hastalarıyla, kanserlilerle, otistiklerle, down sendromunu yaşayanlarla paylaşıyor…


Faikzade’nin asıl işi şarkı söylemek, Türk müziğini Batı tarzına adapte edip müziğimizi yurt dışında tanıtmayı da bir görev olarak üstlenmiş. Besteler yapıyor, şarkılarının sözlerini kendisi yazıyor, demo CD’ler dolduruyor ama İran asılı bu İzmir doğumlu genç sanatçı dünyada tanındığı kadar İzmir’inde tanınmıyor. Türkiye’de kimse elinden tutmuyor. İstese anında yurt dışına gidebilir, oralarda zaten var olan şöhretine şöhret katabilir, paralar kazanabilir… Ama işte bir annesinden ayrılamamak, bir de İzmir aşkı onu buralarda tutuyor… Ne yazıktır kelimenin tam anlamıyla dünyanın tanıdığı bu sanatçımızı Türkiye takmıyor…


Zamanında, İngiltere’nin Galler Bölgesi’ndeki Kraliyet Konservatuarı’nın şan bölümünü bitiren Ersin Faikzade yardımlaşma ve iyilik peşinde koşma hasletini Galler Prensesi olan Diana’nın izinde gitmekte bulmuş. Bu yüzden Prenses Diana adına kurulan yardım örgütünün de üyesi olarak kabul edilmiş… Sıkı durun, bunu da Türkiye’de pek az kişinin alacağı bir davet olarak bir kenara yazın derim… Galler’de sevilen bir isim olan Ersin Bey, Diana’nın oğlu Prens William ile Kate Middleton’un baharda yapılacak olan düğünlerine davet edilmiş… Düğün töreninde onu St. Paul Katedrali’nde (Prenses Diana da burada evlenmişti) ön sıralarda görürseniz hiç şaşırmayın…


Olur da Türkiye’yi terk edersen, oralardan destek bulursan Londra’ya mı yerleşirsin dediğimde, kesinlikle hayır yerleşirsem Gallere giderim demez mi… Oranın doğallığına bayılıyor, Galerin İngiltere’ye kafa tutuşuna bayılıyor, bölgenin insanlarının samimiyetine bayılıyor… Kraliyet Konservatuarının dışında Ersin Faikzade Coleg Ceredigion’da Halkla İlişkiler, Aberystwyth Üniversitesi’nde Kültürler Arası İletişim konularında eğitim almış. İngiltere’de bulunduğu süre içinde çeşitli projelerde gönüllü olarak çalışmış. Engellilerin daha kaliteli yaşamalarını hedefleyen ve Avrupa Birliği tarafından desteklenen Plast Lluest Day Service projesine katılan Faikzade, bu proje doğrultusunda Galler Bölgesinde 12 ay engellilerle birlikte yaşamış. Burada otistik çocuklar ve Down Sendromlu insanlarla birlikte kültürel ve sosyal aktivitelerde bulunmuş ve müziği ile onları tedaviyi amaçlamış.


Sevgiyle yatıyor, sevgiyle kalkıyor Ersin Bey… Hayatının özetini bile sevgiye bağlamış… Kendi ifadesiyle “Kısa ama yaşanmışlıkların fazlasıyla uzandığı bir yolculuk bu. Acı, tatlı, şanslı, şanssız yıllar… Hüzünler, büyük ihtişamlar, dostluklar, yalan arkadaşlıklar… İki yüzlülük, sadakat, hastalıklar… Ama hepsini örten büyük bir sevgi, her güzelliğin başı ve sonu sadece SEVGİ”…

Buluştuğumuz Brownie’de sanki Türkiye dışında bir yerdeydik. Mesela, İtalya’da gibi. Lezzetli mi lezzetli mis gibi tavuklu penne makarnanın yanında nefis bir şarabın verdiği ambiyansla onun hazırladığı demo CD’yi dinledik… Müzik nefis, sözler beklediğim gibi sevgi üzerine… Ersin Faikzade’nin sesi bile Brownie’ye İtalya’yı getirmişti sanki. Zaten o, İtalya’da da tanınıyor ve seviliyor… İtalyanlar Faikzade için “Yükses Ses” payesini vermişler. Yani, en geniş aralıklı ses anlamına… Sicilya’daki konserleri yıkmış geçirmiş ortalığı… Ocak 2009 tarihinde Sicilya Avrupa Birliği Komisyonu tarafından düzenlenen Palermo Sicilya’da “Avrupa Gençlerinin Kültürlerarası Diyalog Projesi”ne katılarak Türk Müziğinin tanıtımına katkıda bulunmuş. O günlerde bir de Palermo Parlamentosu’nda bir konuşma yapmış. O da tabi sevgi üzerine…



Ayrıca Fransa’nın ulusal radyosu Faikzade’nin hayat hikâyesini de anlatarak iki şarkısını sürekli çalmaktaymış. Biri Türkçe, biri Fransızca… Kanada’dan teklifler gelmekteymiş. Amerika’dan da onu pek çok şirket istiyormuş… Ama Ersin Bey’in içindeki sevgi onu İzmir’de tutuyormuş… Ama durmadan, dinlenmeden, Türkiye’nin ilgisizliğini kafasına takmadan huzur içinde çalışmalarına devam ediyormuş. Onun tüm engelleri yeneceğine inanıyorum, içindeki o sönmeyen sevgi varken kim tutar Ersin Faikzade’yi…
TUFAN AKSOY
YENIGUN GAZETESI 22-KASIM-2010

4 Kasım 2010 Perşembe

SHOW MAX-ERSIN FAIKZADE

SHOW MAX PROGRAMINDA KONUK OLARAK KATILAN "ERSIN FAIKZADE",HAYAT MISYONU VE SARKILARI ILE SIZLERLE.
Iyi niyet elcisi ve ses sanatcisi ERSIN FAIKZADE'nin uluslararasi misyonu ve yardimlasma cabalari,engelli sorunlarinlarina yaklasimi,verdigi konserler ve besteleri,anilari hersey bu programdaydi.


DUNYA OYLE BIR ALEMKI NE ARARSAN ICINDE VAR







SOLENZARA isimli sarkisi ile

showmax-solenzara-ERSIN FAIKZADE
Yükleyen walesprincess. - Yeni aile videolarını keÅ?fedin.