16 Temmuz 2011 Cumartesi

TRT VIZYON Dergisi ''ERSIN FAIKZADE''Röportajı Temmuz 2011


TRT Vizyon dergisi temmuz 2011 sayısında Ersin Faikzade konuk oldu.
''BİR MASAL KAHRAMANININ PEŞİNDEN'' Kendisini insanlık projelerine adayan uluslararası bir yardım gönüllüsü o...Türk müziğini Avrupalılara tanıtmak için çabalayan bir sanatçı... Verdiği konser...lerle hastalara,yaşlılara,yardıma muhtaç insanlara umut olmaya çalışan genç bir yürek...Birleşmiş milletler tarafından Türkiye nin 'İyi Niyet Elçisi' seçilen,İngiltere Prensesi Diana hakkındaki yazıları ve Diana vakfı hizmetlerinden dolayı Gal Nişanı ile ödüllendirilen Ersin Faikzade den bahsediyoruz... Ülkemizde ismi pek duyulmamış olsada dünyanın pek çok yerinde insanlar onu tanıyor,biliyor.Aslında bu röportaj,çok küçük yaşlarda annesinin yakalandığı hastalık nedeniyle hayatı hastane kolidorlarında geçen ve bu yüzden dünyaya bakışı değişen bir çocuğun bu güne uzanan ilginç hikayesi.


Amerika da yer alan Dünya sanat ve Diplomasi akademisi aylık dergisinde söyle diyordu benim icin ‘Bir sevgi Adamı,Dünyayı kucaklayan din,dil,ırk ayırt etmeyen,sevdi dolu kalbini insanlara açan yüreğinden şarkı söyleyen adam’’  
henüz kücük bir yaşta en sevdiğim varlığım annemin hastalanması ve arkasından sosyal farkındalıklar ile gelişen, büyüyen bir Ersin….


Pek çok yerde toplumsal olaylarda adınız geçiyor. İnsanlar üzerinde bir farkındalık yaratmaya çalıştığınızı söylüyorsunuz. Nedir sizi bunu iten?


                     Küçük bir çocuk düşünün minik ellerini tutacak  sıcak bir  anne isteyen çocuk,annemin hastalığı ve kısa sürede yatağa mahkum kalması içimde derin yaralar açmıştı henüz ilk okul çağlarında ve en çok bir anneye ihtiyaç duyulacak çağdaydım ve annemin multiple skleroz hastalığı neticesinde derneklerde yer almaya başladım.Öncelikle Ms derneğinde acıları ile mücadele eden insanları dinliyor ,çareler üretmeye çalışanların arasında büyüyordum.Taptaze bir zihin sünger gibi onları çekti kendisine. Bir söz vermişti kücük Ersin,insanlara yardım edicekti artık.

Bunlarla ilgili ödülleriniz de var sanırım. Biraz bahseder misiniz?


Dernek çocugu Ersin,hayır işlerinde yer alıyordu artık en kücükten başlayan bu işler (mesela o yıllarda kermesler yapardım ,kıyafetler toplardım dar gelirli ailelere gelir saglardım) ve sesimin güzelligini anlayan degerli hocalar ve profosörler doğal yeteneğimin farkına varmışlardı ve eğitimler ile pekişince arkasından konserler gelmeye başladı ve ödüller,plaketler,başarı belgeleri,sertifikalar….


Ne gibi çalışmalarınız ya da girişimleriniz oluyor. Sadece konserler mi veriyorsunuz?


                    Türkiye deki edindiğim tecrübelerden sonra,2005 yılında İngiltere ye gitme kararı aldım gitme maksadım Engelli insanların batı dünyasındaki yerini ve sosyal hayattaki rollerini yakinen görmekti ve İngiltere nin Galler bölgesinde Aberystwyth şehrinde bir zihinsel engelliler merkezine gönüllü olarak girdim ve 13 ay bilfiil onlarla birlikte yaşadim,hayatlarının bir parçası oldum.
Onlara resim dersleri,bilgisayar ,okuma yazma ve müzik dersleri verdim,sergiler açtık yaptığımız çalışmalar ile.Kültürel hayatın içinde yer aldıklarını gördükçe kendi ülkemdede böyle olmalı diye hep düşündüm durdum.


Annenizin rahatsızlığı (sanırım ms) sizi nasıl etkiledi?


                 Ben her röportajımda her tv programında söylediğim gibi annemin hastalığı beni sanatçı yaptı. Zira ben bendeki yeteneği sosyal farkındalık yaratmak icin kullanma kararını bu sayede aldım.Dünyada yokturki müzikten etkilenmiyecek bir canlı dahi. Ve kültürler arası diyalogta hic bir dile gerek kalmadan en etkili yol yine müzik ve farklı müzik dallarını icra ederek değişik dillerde de bunu yaparak Dünya da pek cok ülkede ismimi duyurabildim.Sanatçı demek bir milletin,kültürünün yegane en iyi temsilcisidir.Bunu layıkı ile yapmaya çalışıyorum.

Peki, müzik hayatı nasıl başladı… Neler sığdırdınız kariyerinize? Bir müzik eğitimi aldınız mı?


                     Müzik hayatım derneklerde küçük bir çocuk iken başladı önceleri hastalara okuduğum babamdan öğrendiğim sanat müziği şarkılarını seslendiriyor ve küçücük bir çocuk nasıl oluyorda bu kadar eski eserleri bilebiliyor diyerek insanları şaşırtıyordum.Daha sonra Lise çağlarında artık koroların as solisti olarak konserlere çıkıyordum.Yılmaz Yüksel ,Avni Anıl gibi değerli hocalardan dersler aldıktan sonra rahmetli Avni Anıl’ın bana verdiği bu öğüt hep kulaklarımda kaldı ‘ sendeki ses çok yüksek ve güçlü çok iyi bir opera sanatçısı olabilirsin yada yapmaya çalıştığın gibi şan tekniği ile dünyaya açılabilirsın’’ nitekim yıllar sonra Sicilya Palermo da konser verdikten sonra İtalyan lar bana Yüksek Ses lakabını vermişlerdi.Çile bülbülüm Çile şarkısını daha modernize ederek okadar çok seslendirdimki Türkiye dede pek cok yer aldığı üzere ‘İtalyanlara ALLAH dedirten Tenor’’ olarak anılır oldum ve artık bu eseri Söylemediğim bir konser dahi yok neredeyse. İngiltere de Galler de üniversitede Şan tekniğini pekiştirirken bir yandandan Galli ünlü sanatçı Jez Dank ile dostlugumuz müzik sayesinde gelişmişti ve ondan cok şeyler  öğrendim.

Sizi pek çok ülkede tanıyor insanlar. Hikâyenizi öğrenebilir miyiz?


                    Bazen buna inanın ben dahi şaşırıyorum emaillerimi ,mesajlarımı kontrol ederken gelen ülkelere dikkatim çevriliyor,tebrikleri yada benim ile sanki ailesinden birisiymişimki acılarını paylaşan insanları gördükçe heyecanım ve mutlulugum ikiye katlanıyor. Düşünün Arjantin den bir hayranım her sabah işine giderken arabasında benim seslendirdiğim şarkıları dinlediğini söylüyor yada Kanada da bir tv kanalı benim hayat öykümü yayımlıyor ,şarkılarımı ,sesimi övüyor. Fransa nın güney sahillerinde bir çok radyoda seslendirdiğim Fransızca Akdeniz şarkıları yayımlanıyor hayat öyküm ile birlikte. Niye hayat öyküm ile birlikte çünkü bir sosyal farkındalık yaratmak amaçlı olduğunu kavramışlar bu ülkelerdeki insanlar.Dünyada bir çok hayır kurumu ve dernek internet sayfalarında bir köşeyi baya ayırmışlar kısa belgeseller ile beni tanıtıyorlar farklı dillerde.Bunların hepsi, kıtalar arası dahi olsa fotoğraflardan ,videolardan yada birebir yapmış olduğum projelerdeki insanların samimiyetime,sevgime  ,güven duymalarındandır.


Dünya çapında tanınan ünlü bir tenor olmanıza rağmen Türkiye’de fazla öne çıkmıyorsunuz. Neden?

        Hummm burada düşünmek gerekli işte son aylarda bu soru bana çok sorulur oldu.Nedeni aslında çok açık ,birincisi benim yaptığım işler popülerlikten uzak Türkiye şartları için söylüyorum bunu.Dünyada tam tersi tabiî ki.İnsani degerlere verdiğim önem ön plana çıkıyor daha çok, oralarda bu çok önemsenirken,Türkiye de sanırım geri planda kalıyor.Ciddi sponsor şirketleri devreye giriyor ülkemizde ve onlarla iş yapmanız gerekli, tabiî ki iyi bir yerde olabilmek için.Ersin Faikzade deyince tanıyanların zihninde çok fazla güzellikler oluşuyor,farklı bir hayat farklı bir ses diye algılıyor insanlar.Yapılmayanı yapmak benimkisi, eee o zamanda tabiî ki zor olucak.Kalıcı olucak.Dünya hayatı nitekim gelip geçici ve arkada hoş bir seda bırakmak çok önemli, sanırım 29 yıla bunları sığdırabilmişim bakalım önümüzdeki yıllar daha neler göstericekler.Dünya nın pek  çok yerinde seni ,yüreğinden seven insanları düşününce içinde bulunduğum sorunlardan bile bir an uzaklaşıyorum inanın.



Yurt dışı macerası nasıl başladı?


                      Yurt dışı maceram gerçekten bir masal bir hikaye gibi.Türkiye de yaptığım insani projeler ve yardımlaşma çalışmalarını bir kademe yukarıda nasıl yaşanıyoru görmek amacı ile başladı benim yolculuğum Avrupa Birliğinin bir projesine gönüllü yazıldım ve elimdeki dökümanlar ve sertifikalardan hemen beni davet ettiler.Ve ömrümün sonuna dek her dakikası muhteşem anılar ile dolu  yıllar başladı. Her anımı her karemi ölümsüzleştirme isteği ile okadar cok materyal ile doluki şuanda evim.


Neden Galler?


                  Evet neden Galler,özellikle bir İzmirli olarak Galler çok soğuk gelir insana havası itibari ile.Ama orası ile özdeşleşmiş ve benim hayatıma yön veren bir kahraman vardı ,oda Galler Prensesi Lady Diana.


Prenses Diana’nın sizin için hep farklı bir yeri olmuş sanırım. Bu konudan biraz bahseder misiniz?


                     Prenses Diana deyince sanki hayatımın bir parçasından bahsediyormuş gibi hissederim ben,o olmazsa olmaz hani, sosyal farkındalık denince akla gelen yegane insan olarak kalıcaktır eminimki insanların kalplerinde ,o şöhretini saltanatını, hayırsever işler için kullanmış gerçek bir masal kahramanıydı,ve abartmadan bunu söyleyebiliyorum Dünyadaki en büyük Prenses Diana arşivlerinden biri bende yer alıyor tam 20 yıl bu arşivi toplayabilmek için uğraş verdim dünya nın pek çok yerinden materyaller,dönemin gazeteleri,manşetler,kapak oldugu binlerce dergi,video kasetler,giydiği kıyafetlerden tutun,düğünündeki bardak,tabağa ve kalemlerine kadar.Ailesinden Lord Spencer ve Lady Sara nın bile şaşırdığı çok büyük bir arşiv.Dünya nın farklı  yerlerinden Diana hayranları  özellikle Avusturalya dan Koliler dolusu kitaplar,materyaller ile evimi dolduruyorlar. Prenses Diana nın anısını yaşatmak için onun vakfı olan The Princess of Wales Memorial fund da görevler aldım.Kara mayınları çalışmaları ve vücudunun herhangi bir uzvunu kaybetmiş annem gibi insanlara yardım etmeye çalışıyorum halen.Bunlar bazen moral saatleri bazen de gelir sağlamak amaçlı oluyor.

İngiltere Prensesi Diana hakkındaki yazılarınızdan ve Diana Vakfı hizmetlerinizden dolayı Gal Nişanı ile ödüllendirildiğiniz doğru mu?   Galler Prensesi Diana sayesinde dünyanın pek çok yerinde  onun yardımseverligini örnek alan insanlar için orta dogunun prenses diana sı tabirleri ile  anılır oldum.   Özellikle insanlık projelerinde çekilmiş görüntülerimi toplayan insanlar bunları birleştirip farklı dillerde videolar hazırlayıp internet ortamında paylaşıyorlar.Diana nın hayatını konu alan bir çok belgesel hazırladım ve İngiltere deki fan club larda bunlar dağıtıldı. Bir çok yerli ve yabancı magazin dergilerinde Hikayeleştirdigim bu güzel  20. yüzyıl masal kahramınını defalarca yazdım.Özürlüler üzerine yaptığım projeler sonrası Gal Nişanına layık görüldüm.Bu nişanı pek çok resmimde gururla taşırım ve ona baktığımda anılarım canlanır daima.

Arşivciliğe nasıl merak saldınız?


                 Arşivciliğe merakım kesinlikle tarihe aşık bir babanın evladı olduğumdan ileri gelmiştir onun bana öğrettikleri zihnimde hep merak uyandırmıştır ve araştırmacı yönümün fazla gelişmiş olmasından bana söylenen her ismi,olayı not eder araştırırdım ,bazen kafamı internet den kaldıramadığım oluyor ,internet henüz bu kadar gelişmemişken eski kitapçıların kadrolu elemanları gibiydim adeta. Devamlı merakımı tatmin etmeye okumaya biriktirmeye çalışıyordum.Sanatçı olmasaydım kesinlikle gazeteci olurdum diye düşünüyorum yazmayı ve araştırmayı cok seviyorum.

Peki, neler var arşivinizde?

Osmanlı nın son döneminden,Cumhuriyetin ilk yıllarına damga vurmuş haberlere,Eski Hayat ve Ses mecmuaları,Radyo lu günlerin en sevilen dergileri Radyo alemi ve Radyo Haftası ,İran ın Son Sahı Muhammed Rıza ‘nın hayatının neredeyse tüm evreleri,Prenses Süreyya Esfandiary,İmparatorice Farah Diba Pehlevi, ve yakın tarihe damgasını vurmuş şahsiyetler.
Bunları defalarca birde ben yazıya döktüm ve yayımlandı.Ve belgesellerim.


Farah Diba’yla dostluğunuz nasıl başladı? Neler yaşandı?

                   İmparatorice Farah Pehlevi ile 2001 yılında tanıştık ona olan hayranlığım babaannemin ve babamın anlatımlarından sonra küçükken başlamıştı ve Türkiye ziyaretlerine dair arşivimde okadar çok fotograflar varki ve düşündümki Farah Diba da dahi bunlar yoktur ve bir belgesel hazırladım ve ortak arkadaşlarımız vasıtası ile ona ulaştırdım bunları ve çok mutlu olmuş beni aradı ve 2001 de vefat eden kızı Leyla için bir farsça ağıt okuyup ona hediye ettim.Oda bana bir resmini imzalayıp bir gümüş Persopolis sembolleri ile dolu bir vazo hediye etti.Daha sonraları her özel anımı onunla paylaşmışımdır özellikle babaannemin vefatında benimle yapmış olduğu hayata dair konuşma hep aklımda kaldı.Çoğu Amerikada sürgünde yaşayan  İranlı bu sayede beni tanımıştır.Şarkılarımı dinlemişlerdir.


Birleşmiş Milletler tarafından Türkiye’nin İyi Niyet Elçisi seçildiniz. Nasıl oldu? Dünyada kaç kişi var?                                                                                                                                                                                                                Dünya iyi niyet elçiliğine giden yol epey zorlu ve acılar ile geçti desem yeri var ,düşünün yatalak bir anneniz var bir yandan onunla ilgileniceksiniz bir yandanda dünyaya yetişeceksiniz bölünmüş bir hayat gibi benimkisi, hem heryere yetişmek isteği ile dolu ama bir yandan kısıtlanmak zorunda çünkü nitekim bir ailem var ve destek olmak zorundayım sevgi ile yaşayan anneciğime. Yapılan her projedeki insanların güzel enerjileri diyorum ben dünyayı sardı bir yerlerde anlatıldı konuşuldu bir genç var bizlerle denildi ,videolar ile dünyaya duyurulmaya çalışıldı.Birçok etkinlikte onur konuğu olarak davet edildim,konferanslar verdim,yaptıklarımı anlattım,konserler ile birleştirdim birazda eğlence ekledim bu hüzün kokan kaderlere ve sonucunda önce 2009 da Sicilya Palermo parlamentosunda konuşma yaptım ve arkası bu sekilde geldi ve Birleşmiş milletler  Globcal uluslararası yardım örgütü İyi Niyet elçisi olarak beni dünyaya sundu ve 2011 mayısında ise Uluslar arası insan hakları örgütü (international human right comission) Londra merkezli, Ekselans Ünvanı ile birlikte  beni Dünya barış ve insanlık elçisi olarak  ilan etti ve diplomatik bir kimlik ile  ödüllendirdi.Şimdilerde inanın uluslar arası basından röportajlara yetişemiyorum.Her sene 200 kişi yi, yapmış oldukları insani projeler sonucu değerlendirip bu ünvan ile ödüllendiriyorlar.



Neler yapar Ersin Faikzade yardımlar ve konserler dışındaki hayatında?

Ne yapar Ersin Faikzade ,neler yapmaz ki dans eder mesela çok çok severim dans etmeyi gözümü kapatıp müziğin ritimlerinde yüzmeyi. Seyahat etmeyi , gittiğim yerlerde yeni dostlar edinmeyi onlarla o anları paylaşmayı çok seviyorum ,ben her gittiğim ülkede yada şehrin koşullarına adapte oluyorum ve kalmak istiyorum daha sonraları çok özlüyorum ,özellikle Palermo da bunu çok yaşadım.Sokaklarda gençlerle dans etmek özgürce kimseleri düşünmeden…Yada Aberystywth şehri çok özel bir yer sanırım hayatımın en önemli bölümü orada geçtiğinden.Ama bizim ülkemizi hiçbir yer ile mukayese bile edemiyorum.Her karışı mukaddes ülkem.



Yakın zaman için ne gibi projeler var?

Bende proje bitermi hic hic boş durmayı sevmiyorum mesela en son yaptığım psikiyatri kliniğinde moral günleri ,çok çok güzeldi bu haftalarca sürdü. Adını vermiyeceğim sürpriz olsun , Orta Doğu nun dünyaca ünlü bir sanatçısı ile düet yapma gibi bir planımız var bunu hayata geçirmeye çalışacağız.
       İyilik temalı albümler yapmak istiyorum herkesin beğenisine uyucak şarkılar,gönül telimizi titreticek yıllarca hafızalarda kalıcak besteler ve tarzlar olsun içinde istiyorum bakalım neler olucak… içinde sevgilerin, güzelliklerin olduğu her şey siz güzel okuyucuların olsun.
Sonsuz sevgilerimle Ersin FAİKZADE

4 Temmuz 2011 Pazartesi

ERSIN FAIKZADE ERZURUM DA ULUSLARARASI KATILIMLI KONSERLERIYLE BINLERCE KISIYI BÜYÜLEDİ


İyi niyet elçisi ERSIN FAIKZADE nin Uluslararası Erzurum konserine 14 ülkeden dinleyiciler katıldı.(iran,ırak
suriye,cezayir,malezya,kanada,italya,fransa,amerika,Avusturalya,ispanya,hindistan,azerbaycan)
uluslararası tanınan sanatcının repertuarında seslendirdigi uluslararası eserler ve anadolu türkülerini
muhtesem sesi ile seslendirdigi gece de çok renkli görüntüler oluştu.konser sonrası
dogu anadolu üniversitelerine mensup rektorler ve profosörlerinde hep birlikte dakikalarca
Ersin Faikzade yi ayakta alkışladığı görüntülendi.



29 haziran gecesi Erzurum tarihi bir gece yasadı,Palandöken dagındaki dedeman hotel in bahcesinde muhtesem
dagların arasında 250o dünyanın pek cok üniversitesinden gelen bilim adamlarının(fransa,italya,ispanya,
ırak,iran,yemen,mısır,suriye,amerika,kanada,azerbaycan) katıldıgı
çok özel bir konser veren Dünya iyi niyet elçisi ERSIN FAIKZADE ,şaşkınlık ve hayranlıklar arasında
dinlendi.

Her milletten insanı bir anda kaynaştıran ve el ele kol kola tek yürek haline getiren
Ersin Faikzade konser sonrası profösörler ve seyircilerin yogun tezahuratları arasında omuzlara
alınarak taşındı.



Palandöken dağı tarihi bir anı yaşadı en son izmir marşı ile programını
kapatan Ersin Faikzade ye duyulan sevgi ve saygı görülmeye değerdi.Vermiş olduğu dostluk,sevgi,barış,birliktelik mesajları ile
konukların kaynaşmasını birarada olmasını sağlayan sanatçı dakikalarca hayranlarının yoğun tezahuratları arasında
duygulu anlar yaşadı.


Her milletten dinleyicisini omuz omuza getiren Ersin Faikzade dünyada
pek çok ülkede saygın bir isim olarak Türkiye nin gurur kaynağıdır. Milletlerarası yapmış oldugu büyük insani
çalışmaları ve az rastlanır türden güçlü sesi ile her kesime hitap etmektedir,özellikle doguya ilk defa geldigini dogu insanını saygısını,
hürmetini kendisine örnek aldıgını söyleyen sanatcı en kısa zamanda yeniden Erzurum ve dogu anadolu da olmak istedigini belirtti.
Prof.Dr.Nurullah Saraçoğlu nun eşlik ettigi Faikzade ye ayrıca Atatürk üniversitesi 25.yıl kimyagerler özel plaketi sunuldu.Fransız hayranlarının büyük ilgisi
ve halkın çoşkulu tezahuratları ile gece asla unutulmuycak anılarla sona erdi.


Hocaların hocası ünvanlı Prof.Dr.Metin Balcı Ersin Faikzade ye hayranlıgını dile getirdi.

Konser sonrası TRT Erzurum radyosunun daveti üzerine canlı yayına konuk olan İyi niyet elçimiz Ersin Faikzade
hayatına dair cok ilginc anıları ve muhtesem sesi ile canlı okudugu eserler ile çok duygulu anlar yaşattı. Erzurumun ilk özel televizyonu
Kanal 25 e de konuk olan sanatçı Erzurum halkının büyük sevgi ve saygısını kazandı.



ERSIN FAIKZADE SEVENLERININ BÜYÜK ÇOŞKUSU








19 Haziran 2011 Pazar

AMERİKAN DİPLOMASİ VE MEDYA AKADEMİSİ 'ERSİN FAİKZADE' Yİ KAPAK YAPTI!!!

AMERİKAN DİPLOMASİ VE MEDYA AKADEMİSİ 'ERSİN FAİKZADE' Yİ KAPAK YAPTI!!!



Dünya diplomasi,sanat ve medya akademisinde yer alan ''ERSIN FAIKZADE'' röportajının tümünü bu sayfada okuyabilirsiniz.

6Qs With Ersin Faikzade - Diplomatic Journal -On Role of Music in Social Awareness
The World Academy of Arts, Literature, and Media






On Role of Music in Social Awareness
''THE START AND END OF EVERY BEAUTY IS JUST,LOVE ''
ERSIN FAIKZADE


DJ: We know him as a man of love, dedicated
professional singer and Goodwill Ambassador.
Ersin Faikzade, welcome to our Journal.



EF: First of all, thank you for having me on
this beautiful pages and site, it is my great
pleasure to do this interview with you.
Introducing me as a man of love, reminds me
of my long voyage through which I
experienced lucky and unlucky years,
happiness and sorrow, friendship and
unfaithfulness, splendid times and illnesses
but also a love that cloaks all of them. To me,
the start and end of every beauty is just love.


DJ: Among various forms of arts and artistic
productions; ‘music’ has been predominantly
found a powerful medium of communication to
raise the bars of Social Awareness
internationally.
Q1 – As a vocalist, who performs in Turkish
language among others; how do you view the
role of music in raising social awareness at
large?


EF: Besides show and entertainment, music
should be performed for making people
aware of their social responsibilities. Having
concerts for charities and causes is a great
way of doing that. For example the charity
concert of BAND AID was a really good
example for such important mission.
In my view, music is a powerful medium that
should be used to assist understanding of our
social responsibilities.



DJ: You often emphasize on values such as
‘peace’ and ‘co-existence’.
Q2 – In your view, A) how can ‘Music’
contribute to promotion of understanding
and friendship? And B) What values you
would deem important for artists in order
for them to play their role effectively in their
societies?


EF: As for the first part of your question, in
my opinion Music is the most beautiful art in
the branch of humanities. Regardless of
nationalities, background or languages,
people can easily relate themselves to music.
For example when in Turkey I sing a song in
Italian language, people can sense it or when
in Italy I perform a Turkish song, they feel
me too. As civilization develops, music
develops with it too. Music can indeed get
people closer to each other. As for your
other question, I must say art is inspired by
“Creative Emotions”; therefore, artists have
this great responsibility to bring their
nations’ emotions to the word.



DJ: You have lent your talent to many
charitable events and organizations in Turkey
and recently named as Ambassador for Human
Rights.
Q3 – What makes you be so caring, and how
does giving back count?


EF: Love is the source of my life and I
cannot live without it. My mother suffered
from Multiple Sclerosis at the age of 25 and
it developed my sense of social responsibility
till this very day.
My dear mother was ill and bedridden at a
vey young age and I grew up with her pain,
and I promised myself that I'll support all
patients and the disabled as much as I can. I
have done my best with many charity
organisations in Turkey and when I went to
the UK, to Wales to study, I did a project for
mentally disabled people there. I feel helping
people in need is the purpose of my life.
Giving back is very rewarding, a positive
energy that never dies.


''I feel helping people in need is the purpose of my life'' Ersin Faikzade




Q4 – If you would be able to get one message
across the world, what would that massage
be?

EF: Life is better as we share it. Think of
others first.
There is a magnet in your heart that will
attract true friends. That magnet is
unselfishness. When you learn to live for
others, they will live for you.





''humanitarian projects will continue''

Q5 – As a talented vocalist with a powerful
voice, who could influence you and your
music? Any artists who inspired you?

EF: I am blessed with being able to sing in
different styles from Pop to Operatic and I
am humbled that I am well received by many
of my audiences in different parts of the
world especially in Italy and Turkey.
I took inspiration from very important
artists around the world for example,
Pavarotti, Alessandro Safina (Italy); Zeki
Müren , Ajda Pekkan (Turkey); Frank
Sinatra (America); Sattar (Iran), Enrico
Macias (France), they give me the inspiration
and indeed changed our lives in the world.





Q6 – For those who wish to follow you,
please tell us about your current and
upcoming projects and productions.

EF: I would like to thank all my fans, they
are very important to me. Well, the
humanitarian projects will continue. I have
plans to make an album in many languages,
benefiting a charitable institution. Also
would like to give a huge benefit concert for
disabled around the world as well as those
with MS and Cancer.

DJ: Ersin, thank you for accepting our
invitation to have this exclusive interview with
WAALM – Diplomatic Journal.

EF: My pleasure.

Link: www.ersinfaikzade.net






---------------------------------------------------------
WAALM - SCHOOL OF CULTURAL DIPLOMACY
www.waalmdiplomacy.org www.waalm.com

The World Academy of Arts, Literature & Media
- WAALM -

It supports, develops, and promotes the dramatic and
fine arts, creative writing and poetry, as well as
professional journalism and media productions.
WAALM regularly identifies and rewards excellence,
inspires practitioners, and benefits the public, by
means of an awarding event. As a nonprofit,
independent and secular organisation, WAALM
promotes cross-cultural activities and humanitarian
efforts.
WAALM – School of Cultural Diplomacy
It is a division of WAALM and the first ever School
of Cultural Diplomacy. It offers further and continuing
distance learning education for adults.
WAALM – School of Cultural Diplomacy is a secular,
non-governmental organisation (NGO) and belongs to
no political party.
Diplomatic Journal
It is an electronic journal, a media center for WAALM
– School of Cultural Diplomacy.
---------------------------------------------------------
these photographs were taken for the interview.
thanks for photographs by eren cavga
---------------------------------------------------------

1 Haziran 2011 Çarşamba

SESİYLE"ŞİFA" VERİYOR-T.C. BAŞBAKANLIK BASIN - YAYIN ve ENFORMASYON GENEL MÜDÜRLÜĞÜ


T.C. BAŞBAKANLIK BASIN - YAYIN sitesinde 'Ersin Faikzade' haberi.

Küçükken annesinin yakalandığı MS hastalığı nedeniyle hastane koridorlarında büyüyen Ersin Faikzade, ses sanatçısı olduktan sonra düzenlediği yardım konserlerinden elde edilen gelirle hastalara umut oluyor. aikzade, , EthemZekiye Faikzade çiftinin küçük çocuğu olarak 1982 yılında İzmir'de dünyaya geldiğini, mutlu aile tablosunun annesinin 1987 yılında hastalanmasıyla bozulduğunu anlattı. Annesinin yatağa bağımlı hale geldiğini ve kendisini büyükannesinin yetiştirdiğini ifade eden Faikzade, annesinin hastalığından çok etkilendiğini, bu nedenle İngiltere'de burslu olarak ''sosyal farkındalık'' eğitimi aldığını belirtti. İngiltere'de yaşadığı dönemde çeşitli projelerde gönüllü olarak çalıştığını, engellilerin daha kaliteli yaşamalarını hedefleyen ve AB tarafından desteklenen bir projeye de katıldığını söyleyen Ersin Faikzade, proje kapsamında 12 ay boyunca galler prensliginde engellilerle birlikte yaşadığını, otistik ve down sendromlu insanlarla birlikte kültürel ve sosyal aktivitelerde bulunduğunu anlattı. Diana Vakfı'nda gönüllü olarak yer aldığını, vakfa yaptığı yardımlar nedeniyle de Gal Nişanı aldığını kaydeden Ersin Faikzade, 4.3 oktavlık sese sahip olduğunu, sesini de hastalara şifa vermeye yardımcı olmak için kullandığını dile getirdi. İtalya'da aldığı şan dersleriyle kendini müzik alanında geliştirdiğini de kaydeden Faikzade, hastalıklarla mücadele eden dernekler yararına konserlere katılarak Türk Sanat Müziği eserlerinden pop müzik şarkılarına kadar birçok parçanın yer aldığı repertuvarını seslendirdiğini anlattı. Türkiye'de Buca Engelliler Derneği, Multiple Sclerosis Derneği, Cüzzamla Savaş Derneği, Antalya Engel Tanımayanlar Derneği, Türk Eğitim Vakfı ve Anneler Derneği'ne üye olan Faikzade, uluslararası düzeyde de Avrupa Birliği Eski Gönüllüler, Princess of Wales DIANA, International Still's Diease Foundation, The World Frindship Force kuruluşlarına üyeliğinin bulunduğunu, tüm dernekler yararına düzenlenen konserlerde yer aldığını belirtti. Dünyanın çeşitli ülkelerindeki sosyal yardım projelerine katılan ve 10 ülkedeki kuruluşlarla işbirliği yapan Ersin Faikzade, 25 yıldır yatağa bağımlı olan annesine bakmak için Türkiye'ye geri döndüğünü ifade etti.
www.byegm.gov.tr/dis-basinda-turkiye.aspx?d=29.05.2011&act=2&ahid=21470#

20 Mayıs 2011 Cuma

as magazin- as Röportaj / ERSİN FAİKZADE




Adına birçok ülkede funclublar açılan, dünyanın birçok ülkesinde insanlık projelerinde yer almış ve hayatını hasta ve engellilere adamış bir isim… Birleşmiş Milletler’in seçtiği Türkiye’nin iyi niyet elçisi olan dünyaca ünlü sanatçımız Ersin Faikzade ve keyifli sohbeti…

Öncelikle merhabalar Ersin Bey,

Kendinizden kelimelerin kifayetsiz kalacağı uzun bir hikâye diye bahsediyorsunuz. Bize biraz kendinizi anlatır mısınız?

Öncelikle çok teşekkür ediyorum bu güzel sayfaları bana ayırdığınız için,kimdir Ersin Faikzade diye sorulduğunda akıllara gelen şey sanıyorum ki bir sevgi adamı, bir iyi niyet elçisi yada bir ses sanatçısı… Tabiî ki gönül ister ki kimdir Ersin Faikzade diye sorulduğunda, üçüncü bir kişinin yada dünyanın herhangi bir yerinde bir projede yer alarak yardımcı olabildiği bir kişiden onu dinlemek. Düşünün farklı ırklar farklı diller, kültürler ama aralarında bir küçük çocuk, o da Ersin idi. Hayatın verdiği bir rol benimkisi. O rol ise sevgi ,koşulsuz sevgiyi insanlara dağıtmak. Birileri sizi bekliyor dünyanın herhangi bir yerinde ,ona gitmek gerekli… Bu ben olurum yada başkası, ama birilerinin farkındalığı yaratması gerekli.

Çok küçük yaşlarda toplumsal konularla ilgilenmeye başlamışsınız. Sizi bu yaşlarda bu kadar sorumluluk duygusuna sahip kılan ne oldu?

Henüz küçücük bir çocuk iken güzelliği ve hanımefendiliği ile göz önünde olan anneciğim multip skleroz hastalığına yakalandı ve bu hastalık çok çabuk ilerleyerek onu yatağa mahkum etti. Küçük bir çocuk ne isterdi ki; anneciği dışında, yanında o olsun dünya ne olursa olsun…. Onun mahsun bakan gözleri benim yanı başımda dur der gibi halleri o yaşlarda birşeyler yapmam gerektiği fikrini bana verdi. O manalı bakan gözler bana bir yol açtı. Açılan yol evrenseldi.

Dünyanın pek çok ülkesinde engellilere, hastalara ve yaşlılara yönelik yardım çalışmaları yaptınız ve ödüller aldınız. Bunlardan biraz bahseder misiniz?

Kendime artık bir söz vermiştim ben, bu söz de insanlara yardımcı olmaktı, herkesten farklı olacaktım. Daha ben o yıllarda iken kendimi belli etmişim ki, ilkokul sıralarından üniversiteye kadar ögretmenlerimin hep gözde ismi olarak kalmışımdır. Öğretmenlerim bu çocuk farklı diye söylenir durur, beni hep yaşıtlarım gibi olmaya teşvik ederlerdi. Mesela herkes futbol oynamaya giderken ben bir yaşlı teyze yada dilencinin sorunlarını dinlemeye giderdim, sonra kampanya dediğim kutular yapar yardımlar toplamaya çalışırdım. Anneciğimin ms derneği ile tanışması ile ben de artık dernekçi bir çocuk olmustum, görevlerim vardı artık,daha etkin calışıyordum. Planlı ve birçok şey öğrendim sosyal projeler hakkında,derken bu diğer derneklere geçmemi sağladı. Henüz 17 yasındayken Türkiye’de birçok derneğin onursal üyesiydim düşünebiliyor musunuz? Ve çocukluk dönemime damgasını vurmuş bir isim de, Prenses Diana olmustu ve onun bana getirdikleri…Ufkumu adeta açmıştı Diana ,onun her yaptığını takip eder olmuştum. Şimdi geriye bakıldığında dev arşivlerimde İngilizleri kıskandıracak kadar çok materyal ile doluyum.(uluslar arası basın,kitaplar,video kasetler,dergiler,esyalar) Derneklerin çocuğu olan Ersin, artık plaketler ile ödüllendiriliyordu tabiî ki. İngiltere’deki insanlık çalışmalarım “Gal nişanı” ile ödüllendirildi.



Yardımlarınız sadece konserler vererek gerçekleşmediğini biliyoruz. Müzik dışında ne tarz destekler veriyorsunuz?

Hayır ben sadece konserler ile değil,tüm ruhum ve bedenim ile engelli dostlarımın yanında oluyorum, tüm acılarımızı sevinçlerimizi paylaştığımız büyük bir aileyiz biz. Bu sadece Türkiye’ de değil dünyanın pek çok yerinde artık böyle. Verdiğim koşulsuz sevgi, geriye büyük bir sel olarak döndü bana. İngiltere’nin Galler Bölgesi’nde Aberystwyth şehrinde (orta Gallerin kültür kenti) 13 ay zihinsel engelliler, down sendromu, spastik özürlülerin yer aldığı bir şatoda gönüllü olarak yaşadım. Onların yaşamlarına ortak olmaya calıştım. Ne yaptım onlar için? Gündelik hayatlarını ben organize ettim ,devletin bu yönde büyük bir harcaması var bu kurumlara, kurslar verdim mesela bilgisayar kullanma,resim ve müzik kursları gibi. Haftanın 6 günü onlarla birlikte birçok organizasyonda hep beraber olduk. Kurum devlet kurumu ve rüya gibi bir merkezdi. Orada geçirdiğim aylar hayatımın en büyük tecrübesi ve unutulmaz anlarıydı. Bu 13 ay İngilizler tarafından kısa bir belgesel olarak dvd ye çekilmisti ve şehir halkına dagıtıldı, daha sonra da internet üzerinden tüm dünyaya yayıldı. Ve devam eden yıllarda benim tüm dünyada projeler yapmama ve yayılmama basamak oldu. 2009 eylül ayında Amerika’da dünya “iyi niyet elçisi”, 2011 mart ayında Pakistan’da “insan hakları elçisi” ünvanlarına layık görüldüm. İtalya’da ise “yüksek ses” lakabı takıldı….Artık üniversitelerde hayatımı konu alan yada engellilik, dünya barışı konulu konferans ve panellere davet ediliyorum.


Peki, müzik kariyeriniz nasıl başladı? Müziğin hayatınızdaki yeri ve yaptığınız müzikle ilgili neler söylemek istersiniz?



Müzik, ben daha küçük bir çocukken bende kendini fazlasıyla hissettiren yegane unsur oldu. Yaprak hışırtıları yada yağmurun sesini saatlerce dinler onlara eşlik eder şarkılar söylerdim. Dağlarda, tepelerde yankı olabilecek heryerde çılgınlar gibi şarkılar söylerdim. Sonra derneklerde duyulmaya başlayınca bir büyüğüm tarafından hemen eğitim almam için teşvik edildi. Önce sanat müziği eğitimlerim başladı ve çok değerli hocalara gittim. Bunlardan en özeli sanırım hep rahmetli Avni Anıl olacaktır. Onun eserlerini hep çok sevdim. Ama rahmetli Avni Bey bana sesimin çok güçlü olduğunu ve sen dünya müziği yapmalısın diye hep telkinlerde bulundu. İnsan kendinde olunca pek fark etmiyor sanırım. Daha sonraları ergenlik çağı sonrası sesim daha da güclendi. Ve şan egitimlerim başladı , İzmir’de artık korolar bensiz konser vermez olmuştu. Genç delikanlısın ama assolist çıkıyorsun. Önce seyirciler şaşırıyor, dinlemeye başlayınca alkış ve ıslıkların uğultusundan ben dahi ürküyordum.

Yani sanat müziği ile başlayan serüven İngiltere’de dünya müziğine adım atmamla benim yardım faaliyetlerim gibi evrensel bir kimlik aldı. Çünkü İngiltere’deki etnik çeşitlilik benim aç olan müzik zihnim daha çok farklı dil ve şarkı ögrenmelisin fikri ile doluyordu. Her duyduğum melodiyi kayıt eder hale geldim, düşünün repertuarımda ve arşivlerimde binlerce eser var şuanda. Operadan,Latin şarkılarına,Fransız romantizminden, Yunan neşeli şarkılarına ve Türk müziğimizin büyüleyici eserlerine kadar birçok eser… Ve insanların bunları dinlemesi için devamlı internette paylaşıyorum. Mesela bir radyo kurdum. 5 farklı dilde yayın yapıyor ve tüm dünyada internet üzerinden dinleniyor. (www.radiofaikzade.com) Bu sayede Fransa , İtalya, Kanada, Latin Amerika’da birçok radyoda sitelerde hayat hikayem ile birlikte çalınan şarkıları duyabiliyorsunuz ve bunlara fan clublar da eklenince fotoğraflarım uluslararası isimler ile yan yana konulmaya başladı. Birçok ülkeden röportaj yaptığım dergiler oluyor artık.

Dünya çapında tanınan ünlü bir tenor olmanıza rağmen Türkiye’de fazla öne çıkmıyorsunuz. Bunun nedeni sizce nedir?

İnternet sitem yada sosyal paylaşım siteleri Facebook’tan özellikle binlerce mesaj alıyorum. Neden sizi Türkiye’de daha fazla göremiyoruz? Lütfen, sizi izlemek, dinlemek istiyoruz diye. Bazı şehirlerde verdiğim konserlere fan sayfamdaki sevenlerim nerede olursa olsun katılıyorlar ,bu yorgunluğa üzülsem de, beni takip etmeleri hoşuma gidiyor. İnsanlar beni dinlerken şunu söylüyorlar, sen ruhunla şarkı söylüyorsun, bu hangi dilde olursa olsun, inanın ben bunu bir İspanya konserinde İspanyol’dan da bir Amerikalı’dan da duydum. Demekki karşıya bunu verebiliyorum ,Türkiye’de yavaş yavaş artacakdır konserler ve daha sonra albümlerimiz. Kimseyi kayıtsız kalmakla suçlayamam ,çünkü hakkımda çok fazla tam sayfa haber görüyorum ben gazetelerde, bunlar çoğaldıkça insanlar bana kucak açacaktır eminim,benim öncelikli amacım çünkü insanlığa hizmetti ,bu insanlık projeleri ömrümün sonuna kadar devam edecektir. Gücümün yettiği yere kadar ve konserlerimde tabiî ki. Bestelerim dahi insanlığı ve evrenselliği anlatıyor. Ruhum o kadar insan sevgisi ile dolu ki. Bu arada yazdığım yazılar ve kısa belgesellerimde dünyada çok sevildi. Özellikle eski İran kraliçesi Prenses Süreyya ve İmparatoriçe Farah Pehlevi hakkında yayınladıklarım çok ilgi gördü. Bu ilgi İmparatoriçe Farah Pehlevi ile arkadaş olamamı sağladı. Newyork’ta yaşayan İmparatoriçe’nin hanımefendiği hayranlık uyandırıcı.

Farklı dillerde birçok eser seslendiriyorsunuz. Seslendirdiğiniz Türkçe eserlerde yabancıların tepkileri nasıl oluyor? Bugüne kadar gerçekleştirdiğiniz konserlerde başınıza gelen ilginç olayları anlatır mısınız?



Evet değişik dillerde özellikle Akdeniz dillerinde şarkılarım cok seviliyor.(İtalyan,İspanyol Fransız) İnternette birçok site yada radyoda bunlar dinleniyor. Türkçe eserler seslendirirken ilk düşündügüm dinleyenlerimin tepkileri acaba ne olacaktı şeklindeydi ama şan tekniği ile seslendirdiğimde batı formalarında algılıyorlar ve kulaklarına çok hoş geldiklerini takdirlerinde anlıyorum.

İtalyada konser veriyorum,bir dizi konserlerdi bunlar. Proje için gittiğim Sicilya Adası bana konser mekanı olacaktı daha sonra. İtalyanca eserlerden sonra benimle adeta özdeşleşen ‘Çile Bülbülüm Çile’ şarkısını okuyunca ilk önce şaşkınlık ifadesi gördüm insanlarda ve daha sonra hep bir ağızdan ‘Allah’ demeleri beni mutluluk sarhoşu yapmıştı. Zaten bundan sonra da heryerde okumadan geçmediğim en çok icra ettiğim şarkı oldu. Bu yüzdende ‘İtalyanlara Allah dedirten tenor’ olarak anılır oldum basında.


Nisan ayında yapılacak olan Prens Wiiliams ve Kate Middleton’un düğününe davet edildiniz. Bu davetle ilgili neler söylemek istersiniz. Davet nasıl gerçekleşti ve daveti aldığınızdaki duygularınız nasıldı?

Aslında bu daveti beklemiştim nedeni ise şu dünya üzerinde milyonlarca Prenses Diana hayranı var. Hala onu yaşatıyorlar ama sanırım benim kadar onun dünyaya verdiği sevgi ve sıcaklığı sunan çok fazla insan yok. İngilizler dahi bu sevgiye şaşırıp bana saygı gösteriyorlardı, düşünün her 31 Ağustos tarihinde anma törenleri yapılır ve ben orada olmasam dahi benim resimlerim Kensington Sarayı’nın önündeki panolar ve Northamtonshire Kasabası’nda Diana’ nın doğduğu Althorp Malikanesi’ne asılır yıllardır. Prenses Diana sevenlerinin sevgilisi oldum adeta dünyada ve tanıştığım çok değerli insanlar oldu bu sayede ,Leydi Bety Taylor ile çok güzel bir dostluğumuz var artık ve onun davetlisi olarak da davet edilmek benim için oldukça onur verici. 2007 yılında Londra’nın ve dünyanın en büyük stadyumu olan Wembley Stadyumu’nda dünyanın en büyük sanatçılarının katıldığı 8 saat süren bir rekor konser organizasyonunda Prens William,Harry ve arkadaşları ile aynı platformdaydım. Birçok dergide bu fotoğraflar defalarca basılmıştır hayat öyküm ile birlikte. İtalya’da dünyanın stil ikonu erkekleri arasında resimlerim yer alıyor.İnternette bunlara ulaşmak çok kolay. Özellikle Sicilya Sokakları’nda çekilmiş fotografım başı çekiyor.





İleriye yönelik başka ne gibi projeleriniz var?

Türkiye’de yapmak istediğim çok şeyler var, mesela bestelerimin de yer alacağı ve dünyanın sevilen şarkılarından oluşan bir albüm ve her albüm ayrı bir heyecan ve tarzda olsun istiyorum. ‘Sizi dinlemek istiyoruz’ diyen sevenlerimin beni takip etmesi yerine benim onlara gitmem ancak albüm ve konser turneleri ile olabilir. Özellikle Başkentimiz Ankara’da bir organizasyon yapmayı çok istiyorum. Düşünsenize medeniyetler kardeşliği konserleri,farklı dillerde en sevilen şarkılar…

Peki, Türkiye’de engelli vatandaşlar için yapılan yardımlar ne düzeyde? Sizce yapılan yardımlar yeterli mi?

Tabiî ki Türkiye’de bu konuda birilerinin başı çekmesi gerekiyor. Çünkü azımsanmayacak kadar çok büyük bir nüfus var ülkemizde, aksi takdirde gündelik hayatın getirdikleri ve yorucu yaşam koşullarında ikinci planda kaldıkları kesin . Bana gelen tebrik mektup ve maillerinde en çok beni mutlu eden genç arkadaşlarımın ,yaşıtlarımın sizi örnek alıyoruz, sizin sayenizde bir huzur evine gittik ,bir engelli projesinde yer alıyoruz demeleri ve bana bunu anlatmaları. Bu sadece Türkiye’de değil dünyanın pek çok yerinden bu tarz mesajlar alınca, evet Ersin Faikzade diyorum kendime, sen bunu başardın…Daha büyük kitlelere ulaşmak en büyük hayalim…

Son olarak as okuyucularına neler söylemek istersiniz?

İnsanı insan yapan dünyanın neresine giderseniz gidin kesinlikle dürüstlük,içtenlik ve farkındalık. Bunları yeteri kadar taşıdıgınız sürece insanların saygı ve sevgisini kazanıyorsunuz. İlle de hayatınızı vakfetmeniz gerekmiyor, bunun için karşınıza çıkan bir yaşlı büyüğümüze yada engelli bir dostumuza gülümseyin, ailenize daha sıkı sarılın hayattaki en büyük hakiki sevgiyi onlarda görüceksiniz. Zira hayat çok kısa ve yaşayacaksınız hayatınızdaki pozitif değisimleri…. Sevgi ve en güzel aşk melodileri ile harmanlayın kendinizi. Hayal edin bu dünya bizim ve paylaşın sevgilerinizi, ben hayal ettim ve oldu.

Sevgilerimle

Röportaj: Ali DELLAL

20 Mart 2011 Pazar

hürriyet gazetesi-Türkiye’de tanınmayan dünyaca ünlü İzmirli sanatçı




Ersin Faikzade, genç yaşında dünyanın birçok ülkesinde insanlık projelerinde çalışmış, konserler vermiş İzmirli bir sanatçı. Annesinin o henüz çocukken yakalandığı MS hastalığı ile mücadelesine sanatıyla destek vermiş, sonraları bu desteği tüm hasta ve yardım dernekleri ile sürdürmüş. Dünyanın birçok kuruluşundan ödül ve teşekkür belgeleri alan Faikzade, amacının Türk müziğini tüm dünyaya tanıtmak ve Medeniyet Kardeşliği Projesi için konserler vermek olduğunu anlatıyor.



- İzmirlisiniz ama kökeniniz farklıymış. Aileniz nereli?
- Baba tarafım İran kökenli. 50’li yıllarda Menemen’e gelmişler. Anne tarafım ise Selanik göçmeni. Büyük topraklar alıp bağcılık işine başlamışlar.
- Annenizin rahatsızlığı hayatınızda çok yer etmiş. Nasıl ortaya çıktı?
- Annem çok güzel bir kadındı. Ben 5 yaşına geldiğimde görememeye başlamıştı. Meğer ‘Multiple Skleroz’ ağır seyredecekse önce gözleri kapatırmış. Annemin hastalığı içimde yara açtı, arkadaşlarımdan, çevremden koptum. Arkadaşlarımın çoğu yurt dışında. Annemin hastalığı olmasaydı belki ben de yurt dışında okuyacaktım, sanata atılmayacaktım. Annemin hastalığı beni sanatçı yaptı.

- Nasıl oldu bu?
- Zaten devamlı şarkı söylüyordum. Annem, MS Derneği’ne gidiyordu. Yanında olmak istediğimden, ben de gidiyordum. Acılarıyla, hastalıklarıyla mücadele eden insanları görerek olgunlaştım. Onlara yardım edeceğime söz verdim. Yaşım ilerleyince onlara şarkı söylemeye başladım. Bu da bir profesörün dikkatini çekti. ‘Senin sesinin çok değişik bir tınısı var, sanat müziğini de, yabancı şarkıları da kendi kalıplarında okuyorsun’ dedi.



Galler’de engellilere tasavvuf müziği dinletiyordum

- Peki Galler’de neler yaptınız?
- Önce Galler’in başkenti Cardiff’e gittim ve orada bir akıl hastanesinde kaldım. Çünkü projem bedensel ve zihinsel engellilerle çalışmaktı. Sonra Orta Galler’de Aberystwyth diye bir yere yolladılar beni. Sanki bir masal ülkesine düştüm sandım. Orada bir süre çalıştıktan sonra beni devlet gönüllüsü yaptılar.
- Nerede çalıştınız?
- Birçok görevim vardı. Engelliler için spor çalışmalarını organize ediyordum. Müzik eğitimi veriyordum ki onlara tasavvuf ve Mevlevi makamlarda müzikler dinleterek bir nevi müzik tedavisi uyguluyordum. Enstrümantal müzikler insanlara bir sakinlik veriyor.
- Ne eğitimi aldınız?
- Aberystwyth Üniversitesi Kültürler Arası İletişim Bölümü’ne girdim. Aynı zamanda Kraliyet Üniversitesi’nin şan hocalarından ek ders almaya başladım. Hatta hocam olan Aberystwyth Üniversitesi Müze Müdürü ile konserler veriyorduk. Böylelikle uluslararası müzik yapmaya başladım.


Prenses Diana çalışmalarım için Gal Nişanı verildi

- Yurt dışına gidişiniz nasıl oldu?
- MS Derneği’nde çok çalışınca bu diğer derneklere yansıdı. Çok sevdiğim bir aile dostumuz, ‘AB’de sana proje yaptıralım, Avrupa’da bir yer belirle’ dedi. Ben, ‘Sadece bir yere gitmek istiyorum, Galler’ dedim…

- Neden illa Galler’e gitmek istediniz??
- Prenses Diana’yı çok seviyordum. Oxfam Vakfı ve Diana Vakfı’nda çalıştım. Prenses Diana hakkında yazdığım yazılardan ve Diana Vakfı’na yaptığı hizmetlerden dolayı Gal Nişanı verildi. Prenses Diana’nın 2007 Temmuz ayında düzenlenen anma konserinde oğulları, kardeşi ile tanıştırıldım. 2011 baharında gerçekleşecek olan Prens William ile Kate Middleton’un düğün merasimine Lady Beth Taylor tarafından davet edildim.

MS’li bir annenin çocuğu olmayı anlatarak, hasta yakınlarına destek oldum

- Konserlerinizde hangi şarkıları söylüyorsunuz?
- Türk enstrümanlarıyla Batı şarkıları söylüyorum. Önce O Sole Mio, Ne Me Quitta Pas, Solenzara sevilen yabancı melodileri seslendiriyorum, 2. bölümde Türk sanat müziği ve alaturka sazlarımız çıkıyor. Galler basınında ‘müthiş ses’ başlıklı haberler çok çıktı. Kanada dergileri ya da Amerika’daki siteler beni yazıyor. Yurtdışında ünlü bir opera sanatçısı oldum ama ülkemizde tanınmıyorum.
- Sadece şarkı söylemiyor, konuşmalar da yapıyormuşsunuz değil mi?
- İlk önce konferanslar veriyor, mesela MS’li bir annenin çocuğu olmanın ne demek olduğunu, neler yaşadığımı anlatıyorum. Dünyadaki MS cemiyeti beni benimsedi. Birçok yere gönderdiler beni.
- Afrika’ya gidişiniz nasıl oldu?
- Bir afişte Nijerya’da köy yollarını açmak için gönüllü aradıklarını okudum. 20 günlük bir programa katıldım. Orada da konserler verdim, hatta konserime Nato generalleri geldi. Bu arada Globcal Yardım Kuruluşu’nda ‘İyi Niyet Elçisi’ oldum.



İtalya’da Çile Bülbülüm Çile’yi opera sandılar

- Nerelerde konser verdiniz bugüne kadar?
- Mısır, İngiltere, Galler, Fransa, İtalya, İspanya, Yunan Adaları, Sicilya, Amerika, İrlanda. Hatta İtalya’da ‘Çile Bülbülüm Çile’yi söylerken İtalyanlar ‘Allah’ dedi.
- Nasıl oldu bu?
- Geçen yıl ocak ayında Palermo Sicilya’da sanatsal bir festivalde Estonya, Fransa, Yunanistan, Monaco Prensliği ve Türkiye yer aldı. Herkes kendi kültürünü tanıtacaktı. Fransızca, İspanyolca ve İtalyanca şarkılardan sonra ‘Çile Bülbülüm Çile’yi söyledim. ‘Çilee’ diye bağırırken seyircilere ‘Allah’ dedirttim. ‘Çile Bülbülüm Çile’yi Türkçe opera sandılar.
- Bundan sonra neler yapmayı planlıyorsunuz?
- Albüm yapmayı düşünüyorum, Sicilya’da sanal bir albüm yaptım. 3 dil konuşuyorum ama etkin şarkı söylemede 6-7 dil kullanıyorum. Bir de Medeniyetler Kardeşliği Konserleri vermek gibi bir projem var.




Farah Diba ile Londra’da tanıştım, belgeselini yaptım

- Prenses Diba ve Süreyya ile de ilgili çalışmışsınız..
- Annemin hastalığından dolayı bana babaannem Şükran Faikzade baktı. Baba tarafım İran kökenli. Çok güzel Farsça konuşurdu, kibar bir Osmanlı hanımefendisiydi. Eski Hayat, Ses dergileri vardı babaannemde. Arşivcilik biraz ondan kaldı. Farah Diba Pehlevi adını ilk ondan duydum. Sonra aileyle ilgili yazı yazmaya başladım. Prenses Süreyya Esfandiary ve Farah Diba Pehlevi üzerine yazdığım yazılar popüler oldu. 2002’de Farah Diba’nın hayatını yazdığım yazı resmi sitesinde yayınlandı. Kendisi beni merak etmiş, 2003’te Londra’da bir araya geldik, tanıştık. Farah Diba Pehlevi’nin belgesellerini de yaptım.

Avni Anıl ‘Türk müziğini yeni bir teknikle opera gibi okuyorsun’ dedi

- Müzik eğitimi aldınız mı?
- Beni hemen Avni Anıl’a gönderdi, ders almaya başladım. Çok değerli hocalardan diksiyon, iyi konuşma eğitimi aldım ve korolarda yetişmeye başladım. Yılmaz Yüksel, Mehtap Dilmaç’dan da ders aldım. Küçük bir çocukken bile binlerce Avni Anıl, Saadettin Kaynak besteleri vardı arşivimde. Ama Avni Anıl bana ‘Opera okumanı istiyorum çünkü sanat müziğini de opera gibi okuyorsun, yeni bir teknik geliştiriyorsun. Çok tepki de alabilirsin, muhteşem şeyler de olabilir’ demişti.

15 Ocak 2011 Cumartesi

ZAMAN GAZETESI-Ersin Faikzade, İtalyanlara opera sahnesinde Allah dedirten tenor


Ersin Faikzade, İtalyanlara opera sahnesinde Allah dedirten tenor
28 yaşındaki Ersin Faikzade, ünlü bir tenor. Ama dünyada tanındığı kadar ülkemizde bilinmiyor. 'Çile Bülbülüm Çile, Gözlerin Doğuyor Gecelerime, Bir Demet Yasemen' gibi Türk müziği eserlerini opera şeklinde söylüyor.


İngiltere'nin Galler bölgesindeki Kraliyet Konser-vatuvarı'nı 2006'da bitiren Ersin Faikza-de'nin sürgün edilen İran Şahı Rıza Pehlevi'nin intihar eden iki çocuğuyla olan arkadaşlığından ve Prenses Diana Vakfı tarafından 2009'da iyi niyet elçisi seçilmesine kadar uzanan ilginç bir yaşam öyküsü var.



Annemin hastalığı beni sanatçı yaptı

1982'de İzmir'de doğdum. Annem Selanik göçmeni, babam Ethem Faikzade İran kökenli. 2004-2008 yılları arasında İngiltere'de yaşadım. İngiltere'de Coleg Ceredigion'da halkla ilişkiler, Galler Aberystwyth Üniversitesi'nde kültürler arası iletişim konularında eğitim aldım. Kraliyet Konservatuarı'nda şan eğitimi gördüm. 5 yaşındayken anneme MS teşhisi konuldu. Ben 10 yaşındayken yatağa mahkûm oldu, 25 yıldır yatıyor. O yıllardan beri hayatım derneklerde hastalara yardımla geçti. Hastanelerde moral geceleri olurdu, özellikle kanserli hastalar için. Yıllarca onlara şarkı söyledim. Böylece herkes beni bu tür organizasyonlara davet etmeye başladı. Daha 17-18 yaşında birçok derneğin onursal üyesiydim. Daha çok bedensel ve zihinsel engellilerle ilgileniyorum.


Avni Anıl'dan Türk sanat müziği dersi aldım

Ormanlık bir arazideydi evimiz. 7-8 yaşlarındayken dağ yoluna gider, çığlık atardım. Herkes garipserdi, bu çocuk neden çığlık atıyor diye. Amerikalı bir sanatçı, diyaframımın çok açıldığını söyledi sonra. Büyüklerin yönlendirmesiyle Avni Anıl'dan Türk sanat müziği dersi aldım. Avni Anıl, "Sen operacı olacaksın ya da Türkiye'de yeni akım başlatıp opera sesiyle Türk müziği eserlerini okuyacaksın." derdi.

Çalışmalarım İzmir Kent Konseyi'nden birinin dikkatini çekti. "AB senin gibi gençleri alıyor, okutuyor, yaptığın her şeyi onlara gönder." dedi. Konser kayıtlarımdan ve hastalarla yaptığım çalışmalardan oluşan bir CD hazırlayıp gönderdim. Bir ay sonra yanıt geldi. Avrupa'da gitmek istediğim tek yer Galler'di. Çünkü Prenses Diana'ya hayrandım. O da hastalarla yakından ilgilenirdi.


Galler'deki zihinsel ve bedensel engellilere özel müzik eğitimi veren Ersin Faikzade, geçen yıl 'İyi niyet elçisi' seçildi.

Zihinsel ve bedensel engellilere baktım

Önce Londra'ya gittim. Orada iki hafta, hastalıklarıyla mücadele eden insanların psikolojisini anlama eğitimi aldım. Sonra beni Galler'in başkenti Kardif Zihinsel Engelliler ve Akıl Hastanesi'ne gönderdiler. Üç hafta orada eğitim gördüm. Asıl Galler'in orta kenti Aberystwyth'e gidecektim. 12-13 ay zihinsel engellilere bakacaktım. Derken Aberystwyth'e gittim. Plast Lluest Day Service adlı kuruma yerleştirildim ve 50 yaş üstündeki zihinsel engellilerle çalışmaya başladım. Onlara müzik eğitimi verdim. Kendimi orada doğmuş gibi hissediyordum.




Türk enstrümanlarıyla Batı şarkıları söylüyorum

Benim stratejim şu: Türk enstrümanları çalıyor, Batı şarkıları okuyorum. Ya da Türk şarkıları okurken Batı enstrümanları çalıyor. Mesela çello koyduk Türk müziğine. İnsanlar böyle karıştırılmış bir şey duyunca hoşlarına gitti. Galler'in çok değerli müzik adamı Jez Denk'ten şan eğitimi aldım. Ülkemizdeki opera salonlarından beş misli büyük salonlarda konserler vermeye başladım ve İngilizler akın akın geliyorlardı. Orası Galler'in kültür başkenti. İnanılmaz kültürel çalışmalar var. Ülke ülke konserlere gitmeye başladım. Sicilya'ya, Fransa'ya gönderdiler beni. Hastalarla başladığımız proje, sınırlarını aştı. Konserlerde önce dünyanın sevilen melodilerini seslendiriyorum. O Sole Mio, Ne Me Quitta Pas, Solenzara, Historie de un amor gibi. İkinci bölümde Türk sanat müziği ve alaturka sazlarımız meydana çıkıyor. Galler basınında 'müthiş ses' başlıklı haberler çok çıktı. Kanada dergileri ya da Amerika'daki siteler beni yazıyor. Yurtdışında ünlü bir opera sanatçısı oldum ama ülkemizde tanınmıyorum.

'Çile Bülbülüm Çile'yi söylerken İtalyanlar 'Allah' dedi

Geçen yıl ocak ayında Palermo Sicilya'da sanatsal bir festival düzenlendi. Beş ülke katıldı. Estonya, Fransa, Yunanistan, Türkiye ve Monaco Prensliği. Herkes kendi kültürünü tanıtacaktı. Ben de konser verdim. Repertuarım üç dildi, Fransızca, İspanyolca ve İtalyanca ama ben mutlaka Türkçe eser okumalıydım. 'İnsanları nasıl etkilerim?' diye düşündüm. Romantik şarkı olmamalıydı. Opera aryası okusam, zaten kralı onlarda. 'Çile Bülbülüm Çile'yi söylemeye karar verdim. Orkestraya bir gün önce notaları dağıttım. 'Çok oryantalist, çalamayız' dediler. 'Çalabildiğiniz gibi çalın' dedim. Batı enstrümanlarıyla rock gibi çalmaya başladılar. Çok büyük bir anfi tiyatro, ortam kapkaranlık, ışıklar sadece beni aydınlatıyor ve dumanlar çıkıyor. Şarkının üçüncü kıtasına geldim. Orkestrayı durdurdum, 'çileeee' diye bağırıyorum. Kendime inanamıyorum. Sesimin sonu gelmiyor, gittikçe gidiyor. İçimden 'Allah'ım ne oluyor, ciğerlerim patlayacak mı?' diye düşünüyorum, dıştan çile diye bağırıyorum. O anda döndüm seyircilere ve 'Allah' dedirttim. Herkes şaşırdı. 'Çile Bülbülüm Çile'yi Türkçe opera sandılar.



Üniversitede ezan okudum Arapça opera sandılar

Galler'de Aberystwyth Üniversitesi'nde İslam tarihi dersi verilecek. Sınıfta Müslüman yok. Ben de Galce kursuna gidiyorum. 'Derse gelir misin, İslam'ı anlatır mısın?' dediler. Ezanı bir kez duymuşlar, 'O nedir?' diye sordular. İbadete çağrı olduğunu, günde 5 kez okunduğunu ve bu sesi bütün şehrin duyduğunu anlattım. Duymak istediler. Sınıfta ezan okumaya başladım. Gözümü kapatmışım, kendimden geçmişim, bitirdiğimde kapının önünde insanlar birikmiş, sanmışlar ki biri Arapça opera okuyor.

Prenses Diana'nın oğlu William'ın 2011'deki düğününe davet edildim

Birleşmiş Milletler Global Uluslararası Yardım Örgütü, geçen yıl beni İyi Niyet Elçisi seçti. İngiltere'de benden 'Prenses Diana'nın yolunda yürüyen genç' diye bahsediyorlar. Oxfam Vakfı ve Diana Vakfı'nda çalıştım. Prenses Diana hakkında yazdığım yazılardan ve Diana Vakfı'na yaptığı hizmetlerden dolayı Gal Nişanı verildi. Prenses Diana'nın 2007 Temmuz ayında düzenlenen anma konserinde oğulları Prens William ve Prens Harry ile tanıştırıldım. 2011 baharında gerçekleşecek olan Prens William ile Kate Middleton'un düğün merasimine Lady Beth Taylor tarafından davet edildim ve ona refakat edeceğim. Düğün töreni St. Paul Katedrali'nde (Prenses Diana da burada evlenmişti) yapılacak.



Farah Diba Pehlevi'yi ilk babaannemden duydum

Annemin hastalığından dolayı bana babaannem Şükran Faikzade baktı. Çok güzel Farsça konuşurdu, kibar bir Osmanlı hanımefendisiydi. Gramofonu sarar, Behiye Aksoy, Safiye Ayla, Zeki Müren dinlerdi. Asla 'Ben bunu dinlemek istemiyorum' deme şansım yoktu. Öyle bir saygı vardı evimizde. Ufacık bir çocukken binlerce Türk sanat müziği eseri hafızamda yer etmiştir. Diksiyon dersi bile aldım ondan. Gidicem, edicem, yapıyom, ediyom yok. Gidiyorum, yapacağım efendim... 'Küçük beyefendi' derdi bana. Hiç isimle ithaf edilmezdi. Böyle bir ailede büyüyünce kültürle donanıyorsun.


Kraliçe Farah ile 2003'te Londra'da tanıştık

Eski Hayat, Ses dergileri vardı babaannemde. Arşivcilik biraz ondan kaldı. Farah Diba Pehlevi adını ilk ondan duydum. 1979'da İran'da kraliyet rejimi yıkıldı. Kraliyet ailesi yurtdışına sürgün edildi. O dergilerde aileye dair çok yazı vardı. Babam İran kökenli olunca daha çok ilgimi çekmeye başladı. O kadar çok okudum ki; İran tarihiyle ilgili büyük bir arşivim var. Sonra aileyle ilgili yazı yazmaya başladım. Meğer dünyada onlar çok seviliyormuş. İnternette yazılar yayılınca, yurtdışındaki dergiler özel yazı istedi. Daha çok biyografi türünde yazılardı. Prenses Süreyya Esfandiary ve Farah Diba Pehlevi üzerine yazdığım yazılar popüler oldu. 1950-1960'lı yıllarda Türkiye'de o kadar sevilirmiş ki, 'Süreyya'yı tanıyor musun?' diye büyüklere sorunca herkes 'Aşkımızdı' der. Onlar geldiğinde caddeler milyonlarca insanlarla dolar, sokaklar kapatılırmış. O kadar seviliyor. 2002'de Farah Diba'nın hayatını yazdığım yazı resmi sitesinde yayınlandı. Beni merak etmiş, 2003'te Londra'da bir araya geldik, tanıştık.

Kızı Leyla intihar ettiğinde ağıt okudum

Farah Diba Pehlevi'nin belgesellerini de yaptım. Kendisinde olmayan 50'li, 60'lı yılların fotoğrafları vardı. Hayat ve Ses mecmualarına çok kapak olmuş. O kadar hayretle karşılandı ki bu çalışmalarım... Çünkü dünyada hayranları var. İran'daki, Kanada'daki kraliyet ailesi hayranları, toplandıklarında belgesellerimi yayınlıyor. Sonra oğlu ve kızıyla arkadaş olduk. Kızı Leyla 2001'de 30'undayken intihar etti. Oğlu da geçen hafta 44 yaşındayken intihar etti. Sebebini bilmiyorum açıkçası, ama aile, sürgünü kaldıramadıkları yönünde açıklama yapıyor. Facebook sayfamda bana binlerce taziye mesajı geldi. Kraliyet ailesindenmişim gibi beni o kadar çok benimsemişler. Oysa sadece yazı yazdım ve belgesellerini yaptım.



Oğlu Rıza Pehlevi ile en son geçen yıl görüştüm

Ali Rıza Pehlevi'nin ölüm haberi duyulduğunda Amerika'daki bazı siteler, oğluyla benim yan yana fotoğrafımı yayınlandı. Annesinin yakın arkadaşı olduğumu yazdılar. Farah Diba Pehlevi, ailemde kaybettiğim insanlar olduğunda dertleştiğim bir insandır. Babaannemin, amcalarımın vefatını ona yazmışımdır, o da beni teselli etmiştir. Leyla'ya öldüğünde ağıt okumuştum. Rıza Pehlevi ile en son geçen sene görüştüm. Baş sağlığı dilemek için aradım, annesi konuşacak durumda değildi.


SEVİNC OZARSLAN s.ozarslan@zaman.com.tr